pinokyo hikayesinin özeti

'Soru Sor Cevap bul' forumunda Misafir tarafından 16 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. Misafir Ziyaretçi


    pinokyo hikayesinin özeti
     

  2. Sibel Üye

    Cevap: pinokyo hikayesinin özeti

    Pinokyo
    Tahtadan bir kukla olarak yaratılan Pinokyo’nun lk İsteği Gepetto babasının dileği gibi gerçek bir oğlan çocuğu inaktır. Ama bunu elde edebilmesi için egoist kişiliğinden vazgeçmesi gerekecektir. Bunun için Gepetto’nun sevgi dolu yuvadan ayrılıp dünyayı keşfetmek üzere eğitici bir yolculuğa çıkar.

    Bu yolculuk sonunda Pinokyo mavi peri tarafından gerçek Çocuğa dönüştürülür.
    Marangoz “Kiraz Usta,” masa bacağı yapmak için bir odun iriyordu. Dükkânın bir köşesinde duran oduncuğu görünce, “aradığımı buldum” diyerek odun parçasını eline aldı ve keseriyle yontmaya başladı. Ancak, daha ilk vuruşta odun dile geldi ve “Vurma bana, canım acıyor.” dedi. Usta, şaşkınlıkla sesin nereden gtldiğini araştırmaya başladı. Bir müddet sonra, yanıldığını zannederek, yeniden odunu yontmaya başladı. Ancak bu sefer, daha öncekinden daha da fazla bir ses “Ay..of…daha çok acıttın canımı1.” diyordu- Kiraz Usta, bu defa çok korkmuş ve şaşırmıştı.
    Duyduğu sesin, odundan geldiğine İnanıp, inanmamak arasında tereddütlüydü. Bir kere daha yanılmış olduğunu düşünerek, rendesi ile odunu yontmaya başlamıştı ki, Pinokyo‘nun “Ay yapma, gıdiklanıyorum!” diyen incecik sesini duydu ve düşüp bayıldı.

    Usta, henüz gözlerini açmış, yerde yatmaya devam ediyordu. Çocukların “Püskül, püskül!” diye seslendikleri yaşlı komşusu Buy Geppetto içeri girdi ve onun yerde yatan halini görünce alay etti. Kiraz Usta’da hiçbir şey belli etmeden, yerdeki karıncalarla birlikte matematik öğrendiğini söyledi. İki ihtiyar gülüştüler.
    Sonra da, komşusu kukla yapmak için bir tahta parçasına ihtiyacı olduğunu söyledi. Bu arada “Aferin sana püskül!” diye bir MI duydular. Bu defa da, “Niye bana püskül dedin?!”, ” Demedim!” diye tartışmaya başladılar. Neticede, tartışma bitti ve Püskül Usta, tahtayı almak için elini uzattı. Ancak bu defa da tahta Antonio U$ta’nm elinden zıplayıp, Geppetto Usta’nın ayağına çarpınca,


    Niye ayağıma attın?!”, “Yok atmadım.” diyerek yaka paça kavgaya tutuştular. Yorulduklarında ise yeniden barıştılar ve Geppetto Usta odun parçasını aldı ve dükkânına gitti.
    Geppetto Usta’nm dükkânı çok küçük, karanlık, fazla eşya bulunmayan bir yerdi. Dükkânına girince hemen aletlerini çıkardı ve odun parçasını istediği gibi şekillendirmek için işe koyuldu. Bir yandan da yapacağı kuklaya koyacağı ismi düşünüyordu. Sonunda, Pinokyo ismini koymayı kararlaştırdı.
    Elindeki keski ile başını, alnını yaptıktan sonra kafanın orta yerine mısır püskülü ile saç yaptı. Yaptığı iki göz fırıldak gibi dönüyordu. Söylene söylene burnunu yapmaya koyuldu. Ancak, yaptığı burun hızla büyüyordu. Bıçakla kesip attı, ama burun yine büyümeye devam ediyordu. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, ağzını yapınca dilini çıkarıp, şarkılar söyledi.
    Yaşh kuklacı, bu durum üzerine ağlamaya başladı. Ama yine de ayaklarını yapmaya devam etti. Pinokyo, ayakları yapılınca kapıdan çıktığı gibi gitti.
    Zavallı adam, hemen peşine düştü. Pinokyo, tahta ayaklarıyla, kaldırımlar üzerinde tık tık sesler çıkararak koşuyordu. Sonunda, peşinden koşup yakaladılar. Ancak, kuklacının “Seni şöyle döveceğim, böyle cezalandıracağım!” demesi üzerine bir polis olaya müdahale etti ve Pinokyo’yu kuklacının elinden alarak, serbest bıraktı. Kuklacıya da “çocuğa kötü davranmak” suçundan dolayı karakola götürdü.

    Kuklacı hapsi boylarken, Pinokyo da koşa koşa kırlara var*mıştı. Ancak hava kararınca korktu ve tekrar kaçtığı dükkâna geldi. İçeri girip, kapıyı sürgüledi. Rahatlamıştı ki, “Grar…”diye bir ses duydu. Bu kendisi ile konuşmak isteyen bir Ağustos Böceği idi. Pinokyo’ya şunları söyledi: “Büyüklerini sev ve say. Okuluna git. Yoksa insanlar seni sevmezler.”
    Pinokyo, ona hiddetlendi ve çekici fırlatarak ölümüne sebebiyet verdi.

    Ertesi gün, Pinokyo acıkınca aklına babası geldi. Pişman olmuştu, ancak İş işten geçmişti. Yiyecek bulmak için dışarı çıktı. Çöplükte bulduğu bir yumurtayı eve getirdi ve pişirmek İçin kırdı. Ancak yumurtadan bir civciv çıktı ve kendisinin dışarı çıkmasına yardımcı olduğu için, Pinokyo’ya teşekkür ederek pencereden uçup, gitti. Pinokyo da yeniden yiyecek peşine düştü.
    O kadar yol yürümesine rağmen, gece olmuş ama bir lokma yiyecek bulamamıştı. Üstelik yiyecek istediği bir evin penceresinden kafasından aşağı sıcak su dökmüşler; sürüne sürüne evine geldiği vakit ise yorgunluktan uyuya kaldığı sırada ısınmak ve kurunmak için yaktığı atein başında uyuyakalarak ayaklarını yakmış, ayaksız kalmıştı.

    Babası ise cezasını çekmiş ve eve dönmüştü. Kapıyı çaldı. Pinokyo, sese uyandı. Kapıyı açmak için kalkmaya çalıştığı zaman, ayaklarının olmadığını gördü. Bu arada babası da hiddetli bir şekilde kapıya vuruyordu. Pinokyo ilerde duran kediyi gördü ve ayaklarının onun yediğini sandı. Babası kapıyı iteledi ve içeri girdi. Tam Pinokyo’ya kızacakü ki yanmış ayakları görünce, içine dolan acıma duygusundan dolayı bir şey demedi. Sonra, Pinokyo bütün yaşadıklarını babasına anlattı ve birlikte ağladılar.

    Babasının çantasındaki armutları yediği için karnı doyan Pinokyo, bu defa da ayaksızlıktan şikâyet etmeye başladı. Kaçmayacağına söz verince, babası ona yeniden ayak yaptı.
    Sabah uyandığında yeni ayakları ile hoplayıp zıplayan Pinokyo, babasına “Okula gitmek istiyorum.” dedi. Babası bu karara çok sevindi ve hemen dışarı çıktı. Parası olmadığı için sırtındaki ceketini satarak Pinokyo’ya okul malzemelerini aldı. Pinokyo bu durumun farkına varınca atılıp babasının boynuna sarıldı. Bir yandan da gözlerinden yaşlar akıyordu.


    Ertesi gün büyük hayaller kurarak okula doğru yola çıktı. Okuyacak, para kazanacak, babasına bakacaktı. Ancak yolu üzerindeki kukla gösterisi çadırını görünce alfabesini iki paraya satıp kukla çadırına girdi.
    Sahnede Arlecchino ve Pulceîîa isimli iki kukla birer insan gibi atışıyorlardı. Her şey o kadar gerçekçiydi ki seyirciler kahkahadan kınlıyorlardı. Birden kuklanın biri Pinokyo’yu gördü ve arkadaşına da gösterdi. Sonra Pinokyo’yu yanlarına çağırdılar. Pinokyo yanlarına gidince oyunu bırakıp onunla konuşmaya başladılar. Haliyle seyirciler bu durumu protesto ettiler. Buna çok sinirlenen Kuklacıbaşı adamlarına Pinokyo’yu ateşe atma emrini verdi. Ancak, Pinokyo’nun yalvarmalarına dayanamayıp, onu affetti.


    Kuklacıbaşı gerçekten de iyi niyetli bir insandı. Pinokyo ile konuştu. Fakir bir babası olduğunu öğrenince cebine beş altın koydu ve evine babasının yanına gönderdi.
    Pinokyo yolda giderken Topal Tilki İle Kör Kedi’ye rastladı. Saf Pinokyo, onlara altınlarından bahsedince altını elinden almak için onu kandırdılar ve altınları toprağa gömerse, daha fazla altın sahibi olacağına inandırmaya çalıştılar. Bu arad, Pinokyo’yu ikaz etmeye çalışan bir serçeyi, kör numarası yapmış olan kedi üstüne atlayarak parçaladı. Yine Ağustos Böceği de Pinokyo’yu uyarmaya çalıştı ama başaramadı. Pinokyo, onlarla beraber yürüdü ve geceyi geçirmek için bir hana vardılar. Sabaha karşı hancı arkadaşlarının gittiğini söyleyerek Pinokyo’yu kaldırdı ve ücret olarak da bir altın aldı.
    Pinokyo, Topal Tilki ile Kör Kedi’ye kavuşmak için hızlı hızlı yürürken birden iki karaltı üstüne atladı ve boğuşmaya başladılar. Pinokyo birinin elini ısırıp kurtuldu ve koşa koşa önündeki ormana girdi. Takipçiler, ormanda Pinokyo’yu yakalayıp, elini kolunu bağladılar. Ancak ne yaptılarsa, dilinin altına saklamış olduğu altınları alamadılar. Pinokyo’yu bırakıp
    Pinokyo ölü bir vaziyette yatarken, aradan geçen Orman Perisi onu gördü ve hemen emrindeki hayvanları çağırarak, iplerini kestirdi ve evine taşıttı. Sonra da doktorlarına onu bir güzel muayene ettirdi. Sonunda Pinokyo iyileşti.
    Orman Perisi, Pinokyo ile konuştu. Pinokyo başından geçenlerin hepsini ona anlattı. Ancak altınlar konusunda yalan söyledi. Yalan söyleyince burnu öylesine büyüdü ki Orman Perisi yalan söylediğini anlayıp güldü. Sonra da bir daha yalan söylemeyeceğine dair söz alınca ağaçkakanları çağırtıp burnunu küçülttü. Ayrıca Pinokyo’nun babasına haber gönderdiğini, kısa zamanda burada olacağını söyledi. Pinokyo çok sevinmişti. Babasını karşılamak için izin istedi ve izni alınca da yola koyuldu. Biraz yürüyünce Topal Tilki ile KÖr Kedi’ye denk geldi. Onlar, Pinokyo’yu görünce kırk yıllık dostmuş gibi boynuna sarıldılar. Pinokyo onlara başından geçenleri anlattı ve babasının yolunu beklediğini söyledi. Bu arada saf saf altınların da yanında oldu*ğunu belirtti. Onlar da Pinokyo’yu bir kere daha kandırıp, “Enayiler Diyarı”ndaki altın tarlasına altınlarını gömmesi için yanlarında götürdüler. Zavallı Pinokyo bir kere daha oyuna gelmişti.
    Böylece, yarım gün aç susuz yol giderek, kurak çöl gibi bir araziye vardılar. Topal Tilki de Kör Kedi, Pinokyo’ya altınları gömmesini ve ilerdeki çeşmeden su getirip sulamasını istediler. Pinokyo altınları gömüp su getirmeye gidince onlar hemen altınları alıp kaçtılar.
    Pinokyo, dönüp de kandırıldığını anlayınca, ağlaya ağlaya en yakın köye varıp, savcıya şikayet etti. “Enayiler Diyari’nm kanunları gereğince onu bir de hapse attılar. Üç ay sonra salıverdiler. Tekrar dönüş yoluna düştü. Yolda, geceyi geçirmek için bir kümese girdi. Kümesin sahibi, günlerdir eksilen tavuklarını çalan hırsızın o olduğunu zannederek, elini kolunu bağlayıp kümese hapsetti. Birkaç fare gelip İplerini kemİrdİ ve Pinokyo kurtuldu. Hemen ormana doğru yol aldı. Orman Perısi’nin evine geldiğinde kocaman beyaz bir kaya gördü. Oturup ağlamaya başladı. Bir kartal ona acıdı ve halini sordu. Sonra da babasının onu aramak için deniz kıyısına gittiğini belirtti. Pinokyo’ya acıyan kartal, onu sırtına aldığı gibi deniz kenarına getirip bıraktı. Pinokyo durma*dan babasını aramaya başladı. Yaşlı bir kadın kılığmdaki Orman Perisi, Pinokyo’yu



    Pinokyo, yaşlı kadının kim olduğunu anlayınca, ona başına gelenleri anlattı. Orman Perisi de ona, hiç söz dinlemediği için başına hep belalar geldiğini, hiç olmazsa bundan sonra söz dinlemesi gerektiğini söyledi. Pinokyo da söz verdi.

    Orman Perisi Pinokyo’nun annesi oldu ve onu okula yazdırdı. Pinokyo, artık akıllı bir öğrenci olmuştu. Bir gün okula gidip gelirken, bir kavgaya denk geldi. Suçlu diye hapise attüarsa da, suçsuz olduğunu anlayıp bir gün sonra serbest bıraktılar.
    Pinokyo’nun iyi hallerinden hoşnut olan anne Orman Perisi, Pinokyo’ya artık insan olacağı müjdesini verdi. Bunun için güzel bir ziyafet töreni de yapacaktı.
    Pinokyo, bu mutlu olaya arkadaşlarını davet etmek için dolaştı. En son arkadaşına sıra gelince, o Pinokyo’nun aklını çeldi ve birlikte “Oyuncaklar Ülkesi”ne gidecek arabaya bindiler.

    “Oyuncaklar Ülkesi”nde aylarca haylaz haylaz gezen Pinokyo, bir gün kulaklarının uzadığım gördü. Utancından, kimseye görünmeden ortadan kayboldu ve ormana geldi. Ormanda karşılaştığı bir sincap, Pinokyo’nun “Eşek hastalığı”na yakalandığını anlattı. “Oyuna dalıp, haylazlık eden ve verdiği sözü tutmayan çocukların başına gelir.” dedi. Pinokyo, öyle pişman olmuştu ki.
    Pinokyo artık karnını otla doyuruyordu. Yolda onu gören bir sirk sahibi, Sıpa Pinokyo’nun boynuna hemen bir ip geçirdi ve kamyonundaki diğer eşek ve sıpaların arasına koydu. Böylece, Pinokyo için sirk macerası başlamış oldu.
    Pinokyo, pek yetenekli bir sıpaydı. En çok alkışı o alıyordu.
    Bir gün ayağı kırıldı. Bu yüzden artık gösteriye çıkamıyordu. Bu nedenle sirk sahibi, Pinokyo’yu götürüp pazarda sattı. Satın alan bir davulcuydu. Sıpanın derisini yüzecek ve davuluna geçirecekti. Bu nedenle Pinokyo’yu denizin kenarına getiren davulcu, Pinpkyo’nun boynuna bir taş bağlayıp onu denize attı.

    Davulcu, yarım saat bekledikten sonra denize attığı sıpanın ipini çekmeye başladı. Karşısında kuklayı görünce hayrete düştü. Pinokyo ona, “Sen benim sahıbımsın, ne istersen yaparım ” diye konuştu. Davulcu kızdı ve Pinokyo’yu tekrar denize attı. Denizde de bir balina tarafından yutuldu. Balinanın yumuşak karnında ilerlerken bir ışık gördü. Işığın olduğu yere vardığında babasının oturmuş karnını doyurduğunu gördü. Baba oğul sarmaş dolaş oldular.
    Sıra buradan kurtulmaya gelmişti. Pinokyo, babasını sırtına aldı ve balinanın uyumasından faydalanarak denize atladı. Artık olanca gücüyle yüzüyordu. Sonunda kıyıya vardılar. Önce karınlarım doyurmaları gerekiyordu. Yürürlerken önlerine Topal Tilki ile Kor Kedi çıktı. Halleri çok perişan görünüyordu. Pinokyo bu sefer onların hiçbir sözüne inanmadı ve “Komşusunun ceketini çalan, gömleksiz ölür.” dedi.
    Yürüye yürüye bir eve vardılar. Burası Cırcır Böceği’nin evi idi. Pinokyo ondan özür diledi. Cırcır Böceği özrü kabul etti ve onların karınlarını doyurdu. Onların, evinde kalmalarına izin verdi. Pinokyo, o günden sonra hep çalıştı ve babasını besledi. Bu çalışkanlığı ile artık herkesin takdirini kazanıyordu. Bir gün, yolda Orman Perisi’nin evinde çalışan Salyangoz’u gördü ve ondan, Orman Perısı’nin hasta olduğunu öğrendi. Cebinde, elbise almak için biriktirdiği parayı hemen ona verdi ve Orman Perisı’ne götürmesini istedi.
    Bu olayın üzerinden epeyce zaman geçmişti. Bir gece rüyasında Orman Perısı’ni gördü. Peri ona “Aferin!” diyordu.
    O gecenin sabahında uyandığı vakit, insan olduğunu gördü. Çok sevinmiş ve şaşırmıştı. Üstelik, giyeceği her şey baş ucunda hazırdı. Üstelik elbisenin cepleri de altınla doluydu. Hemen babasının yanma koştu. Babası oldukça değişmiş olan Pinokyo’yu tanıyamadı. Altınları gösterdi ve olanları anlattı. Babası da ona:
    “Yaramaz çocukların yerini uslu çocuklar aldıkça her şey güzelleşir, bütün olumsuzluklar da ortadan kalkar.” dedi.