Özgür basın ne demektir

'Sorun Cevaplayalım' forumunda EyLüL tarafından 28 Eylül 2011 tarihinde açılan konu

  1. EyLüL Üye


    özgür basın kavramının anlamı nedir


    Düşünceyi açıklama özgürlüğünü tamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan bir özgürlüktür.


    Türkiye'de Basın Özgürlüğü

    Günümüzde Türk basınının özgürlüğü, her ne kadar kanunlarla hür ve sansür edilemez olarak garanti altına alınmış olarak görünse de, bu durum bazı kıstaslarla sınırlandırılmıştır. Ancak günümüzde medya daha çok devletin değil de medya patronlarının kendi çıkarları doğrultusunda yaptığı kısıtlamalarla karşı karşıya kalıyor. Önce özelleşen ardından da tekelleşmeye başlayan medya kuruluşları, patronlarının istekleri ve çıkarları doğrultusunda yayın yapmak zorunda kalıyor.

    Medya patronlarının, sahip oldukları çok sayıda basın yayın kuruluşu aracılığıyla çok geniş kitlelere seslenebilme olanağının bulunması; basının özgürlüğünü kısıtlamakla birlikte halkın doğru ve eksiksiz bilgi almasını da engelliyor. Kendi şirketini veya yakın olduğu kişileri zarara uğratacak haberlerin yayınlanmasına izin vermeyen medya patronları ya da onlara bağlı genel yayın yönetmenleri yaptıkları haberlerin doğru olmasına özen gösterseler de her doğru haberin yayınlanmasını önlüyor. Böylece medya kuruluşları kamuoyunu bilgilendirme görevinden uzaklaşarak, güçlerini kullanarak patronlarının çıkarlarını korumuş oluyor. Medya patronlarıyla birlikte tekelleşen medya, bir yandan ekonomik alanda haksızlık yaratabilecek bir güce ulaşırken, öte yandan haber alma özgürlüğünü kısıtlayabilecek, medya gücünün çıkar amaçlı kullanılmasına hizmet ediyor. Medya patronları yayın kuruluşlarını sadece kendi çıkarları doğrultusunda kullanmıyor.
    Medya patronlarının ticaret yapıyor olmaları, basının desteğine her zaman ve sürekli ihtiyaç duyan “siyasetçi” arasında menfaat ilişkisi ortaya çıkarıyor. Siyasetçiye sağlanan medya desteğine karşılık, holdingin çıkarları da hükümet tarafından sağlanıyor. Medyanın tekelleşmesiyle basın, özgürlüğünü yitirerek, patronun özgürlük anlayışına göre çalışıyor. Bu da dolaylı yoldan siyasetçilere bağlanıyor ve medya hem siyasetin hem de patronların etkisinde halkı yönlendirmiş oluyor. Medya patronlarının yalnızca ticaret kültürü olan iş adamları ve büyük bir tekelleşmenin söz konusu olması, gazeteciliği, iş adamlarının gazetelerini ticarethane olarak görüp daha çok para kazanma politikası haline getirmiştir. Durum böyle oldukça patronlar, gazeteleri halkın bilgi kaynağı değilde kendilerine para getirecek bir işyeri veya çeşitli siyasi ve benzeri konularda propoganda aracı olarak görmektedir.

    Türkiye'de basın özgürlüğüyle ilgili bir diğer sorun ise baskı. İktidara karşı yayınlar yapan medya kuruluşları üzerine de baskı yapılıyor. Devlete bağlı olmayan basının giderek daha fazla baskı altında olduğunu kanıtlayan en son örnek, haber dergisi "Nokta" oldu. Askeri savcılık, Erdoğan hükümetine karşı darbe girişimini konu alan emekli bir subayın günlük kayıtlarını ortaya çıkarttığı gerekçesiyle, derginin merkezinde arama yapılması talimatını vermişti. Derginin sahibi devam eden karalama kampanyası nedeniyle artık Nokta'yı çıkartma gücüne sahip olmadığını ve dergiyi kapatmak zorunda olduğunu bildirdi.

    Türkiye'de tutuklu veya yargılanan yayımcıların bulunması da basın özgürlüğünü sınırlıyor. Uluslararası Yayıncılar Birliği'nin (IPA), son raporunda "Türkiye'nin birçok politik reformu gerçekleştirmiş olmasına rağmen basın özgürlüğü ve gazetecilere uygulanan kısıtlamalar anlamında Avrupa Birliği'ne katılmaya hazır olmadığı" belirtildi. Birliğin raporuna göre 19'u tutuklu olmak üzere 60'a yakın gazeteci, yazar ve yayımcı hakkında yargılandı ya da yargılanıyor.

    Ülkemizde medyanın büyük bölümü, kendisini siyasal iktidara teslim edecek olan ticari faaliyetler içine girmiş durumdadır. Hal böyle olunca, basının (elbette ki medya patronlarının) kendisini sansür etmesi anlamına gelen bir “oto-sansür” ile karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz. Bugün Türkiye, basının kendisini sansür etmesi anlamında bir
    basın özgürlüğü ihlalini yaşamaktadır.

    Ülkemizde basın özgürlüğünü tehdit eden yasal ve yapısal pek çok engel bulunmaktadır. Basın özgürlüğü devlet tarafından yasalarla ve uygulamalarla sınırlandırılmaya ve kısıtlanmaya çalışılmaktadır. Gazeteciler sadece fikirlerini ifade ettikleri için özgürlükleri kısıtlanabilmekte, basın çalışanları çok güç koşullar altında görevlerini yerini getirmeye çalışmakta bu uğurda cinayetlere kurban gitmektedirler. Fakat diğer taraftan ekonomik ve teknolojik gelişmelerin de katkısıyla yapısal bir değişim geçiren medya belki de bunlardan daha tehlikeli bir biçimde kendi temel işlevinden uzaklaşmakta, belli grupların çıkarlarına hizmet eden araçlar haline gelmektedir. En önemlisi de kamuoyunda ;
    kendisine duyulan güveni kaybetmekte, belli güç odaklarının elinde sadece tek sesliliğin yaşayabildiği bir sistemin dayanağı olmaya doğru gitmektedir.


    Türkiye'de Basın Özgürlüğünün Tarihi Gelişimi

    Osmanlı döneminde gazetecilik faaliyetlerini doğrudan düzenleyen yasa 1864 tarihli "Basın Tüzüğü" olmuştur. Bundan sonra, hükümete gazete kapatma yetkisi veren 1867 tarihli "Ali Kararname" yürürlüğe girmiştir. Bu kararnamelerin yürürlüğe konmasındaki amaç, basın yoluyla hükümet aleyhtarı fikirlerin yayılmasını önlemektir. Osmanlı İmparatorluğu'nda olumlu gelişmeler 1876 yılında I. Meşrutiyet'in yürürlüğe girmesiyle görülmüştür. Bu dönemde kabul edilen Kanuni Esasi'nin 12. maddesinde "Matbuat kanun dairesinde serbesttir" hükmü yer almaktadır. Ancak bu dönem kısa sürmüş, II. Abdülhamit 1878 yılında Rusya olan gerginliği öne sürerek savaş hazırlıklarına başlamış ve Meclisi kapatmıştır.
    Bu tarihten 1908'e kadar dönemde ki, bu dönem "istibdad dönemi" olarak anılmaktadır, Türk basını son derece sıkı bir takibe alınmış, bu dönemde pek çok gazete kapatılmış, gazeteler toplatılmış, pek çok gazeteci ya hapse atılmış veya sürgüne gönderilmiştir. Bazı gazeteciler, yurtiçinde dile getiremedikleri yönetim karşıtı fikirlerini yurtdışına çıkarak, burada çıkarmış oldukları yayın organları vasıtasıyla kamuoyuna ulaştırmışlardır. II. Abdülhamid'in baskılı yönetimi 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla sona ermiştir. 24 Temmuz 1908'de Kanuni Esasi'nin yeniden yürürlüğe konulacağı yönündeki bildiri basın çalışanları arasında büyük sevinç uyandırmıştır. Bu tarihten itibaren gazetelerin, baskıya girmeden önce denetime gitmesi zorunluluğu ortadan kalkmış, diğer bir deyişle basında sansür kaldırılmıştır.

    Ancak Türk basınının bu dönemde de tam anlamıyla bir özgürlüğe kavuştuğunu söylemek doğru değildir. İttihat ve Terakki Partisi döneminde basın, üzerindeki baskıdan tam anlamıyla kurtulamamıştır. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde de Türk basınında bu kısıtlı özgürlük ortamı devam etmiştir. 1925'e kadar olan dönemde basın biraz rahat etse de, Şehy Sait ayaklanmasının ardından, Cumhuriyet hükümeti, Mart 1925'te kabul ettiği Takrir-i Sükun yasasıyla basını sıkı denetim altına aldı. Bu sıkı denetimden en fazla etkilenen İstanbul basını oldu. Yine Cumhuriyet döneminde kabul edilen "1931 Matbuat Kanunu" döneminde ve bunu izleyen yıllarda, özellikle II. Dünya Savaşı'nın yaşandığı 1938-1946 yılları arasında Türk basını, üzerindeki sıkı denetimden kurtulamadı. Bu dönemlerde, basın özgürlüğü kavramı yoğun olarak tartışılmaya başlandı ve 1946 yılında, hükümetin kontrolü dışında, bağımsız faaliyet gösteren Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.
    1950 yılında kabul edilen ve günümüzde hâlâ üzerinde yapılan çeşitli değişikliklerle yürürlükte olan 5680 sayılı Basın Kanunu kabul edilmiş, bu kanunla Türk basın üzerindeki baskı oldukça azaldı. 1954 yılında ise gazeteciler üzerindeki baskı yeniden artmış, iktidarda bulunan Demokrat Parti yönetimi, muhalefeti destekleyen ve kendi yönetimini eleştiren gazete ve gazetecileri susturmak için çeşitli tedbirlere başvurmuştur. Üzerindeki baskı sonucu, görevini tam anlamıyla yerine getiremeyen Türk basınının bu durumu 1960 yılına değin sürmüştür.
    Bu tarihte, yeni bir Anayasa hazırlanıncaya kadar Silahlı Kuvvetler yönetime el koymuştur. Bu dönemde, DP zamanında alınan basını kısıtlayıcı nitelikteki kanunlar yürürlükten kaldırılmış, ayrıca gazetecilere çeşitli haklar tanıyan 212 sayılı yasa kabul edilmiştir (1961).
    Yine aynı tarihte oluşturulan Basın İlan Kurumu vasıtasıyla, iktidarın resmi ilanları dağıtırken taraflı davranabilme olasılığının önüne geçilmiş, resmi ilanların dağıtımı bu bağımsız kuruma bırakılmıştır. 1971'de 12 Mart muhtırasıyla birlikte yeniden sıkı bir denetim altına giren basının özgürlüğü kısıtlanmıştır. 12 Eylül 1980'de başlayan üçüncü askeri süreçte de bu durum devam etmiştir. 1980'li yıllarda Türk basınında yeni bir sayfa açılmıştır. Bu dönemde, Türk basınında gazeteci kökenli olmayan, farklı sektörlerden gelerek mesleğe dahil olan iş adamlarının hakimiyeti geçerlilik kazanmış ve bu durum günümüzde de devam ediyor.


    2007'de Türkiye 101. sırada

    Türkiye, Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün her yıl yayımladığı Dünya Basın Özgürlüğü Sıralaması'nda üç sıra gerileyerek 101. oldu. Türkiye'nin önünde Endonezya, arkasında Gabon yer alıyor. 2005'e kadar 15 sıra ilerleyerek gelişme gösteren Türkiye, geçen yılki sıralamada 168 ülke içerisinde 98. sırayı Butan ve Fildişi Sahili'yle paylaşarak "yerinde saymıştı". Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik çok çeşitli ve yoğun ihlaller gerilemeye neden oldu. Sıralamanın ilk beşini İzlanda, Norveç, Estonya, Slovakya ve Belçika oluştururken, son sıralar Küba (165), İran (166), Türkmenistan (167), Kuzey Kore (168) ve Eritre'ye (169) kaldı. Sıralamada Amerika Birleşik Devletleri (ABD) 48., Fransa 31., Yunanistan 30., Britanya 24., Almanya 20., İtalya 35., yeni Avrupa Birliği ülkeleri Bulgaristan 51. ve Polonya 57., Ermenistan 77., Azerbaycan 139. ve Rusya 144. sırada yer aldı. Sıralamanın başında yer aldığı halde İslam dünyasının tepkisini çeken Hz Muhammet karikatürlerinin yayımından sonra çizerlerin ağır tehditlerle karşılaşarak geçen yıl 19. sıraya gerileyen Danimarka bu yıl 8. sırada yer aldı.


    Türkiye 'kısmen özgür'

    Freedom House’un 2007 yılı raporunda, Türkiye’nin basın özgürlüğü alanında geçen yıla gore daha da gerileyerek 105. sıraya düşmesi dikkat çekiyor. Bunda en büyük etken ise Türk Ceza Kanunu’nun tartışmalı 301. maddesi ve bu madde gerekçe gösterilerek gazetecilere yönelik açılan davalar. Rapora göre, yalnızca 2006 yılında Türkiye’de 263 gazeteci ve yazar hakkında, ‘Türklüğü aşağılama’ gerekçesiyle 301. maddeden dava açıldı. Raporda, Türkiye’de basın özgürlüğünün anayasal güvence altında olmasına karşın, uygulamada bunun ancak kısmen gözetildiği vurgulanıyor. Freedom House’e göre, Türkiye’de açık biçimde sansür yok. Ancak birçok yasal kısıtlamayı ihlal etmekten endişelenen kimi yayıncı ve gazeteciler, “otosansüre” başvurmak durumunda kalıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın aralarında kendisini çizen karikatüristlerin de bulunduğu medya mensuplarına karşı açtığı tazminat davaların eleştirildiği raporda, TRT’nin ana dilde yayınları ifade özgürlüğü açısından önemli bir adım olarak övülüyor, bunların geliştirilmesi isteniyor. Raporda Asya, Latin Amerika ve eski Sovyet ülkelerinde basın özgürlüğünde gerileme olduğu belirtilirken, bunun nedenleri arasında darbeler, baskıcı hükümetler ve gazetecilerin açıkça öldürülmesi sıralanıyor. Raporda, Rusya'daki kadın gazeteci Anna Politkovskaya cinayeti, Venezuela'da muhalefetin bir televizyonunun yayın lisansının yenilenmemesi ve Çin'de protesto gösterileri ve doğal felaketler gibi "ani olayların" hükümetin izni olmadan yayımlanmasına ceza getirilmek istenmesi, basın özgürlüğünün kısıtlandığı örnekler olarak veriliyor.