Ömer Seyfettin Dama Taşları Özeti

Konusu 'Kitap özetleri' forumundadır ve Belinay tarafından 30 Mart 2012 başlatılmıştır.

  1. Belinay Üye



    Ömer Seyfettin Dama Taşları Kitap Özeti

    Ömer Seyfettinin Dama Taşları Adlı kitabı Dama Taşları, Nakarat, Mermer Tezgah, Acaba Ne İdi, Gizli Mabet, Apandisit, Hafifden Bİr Seda, Keramet Ve Çirkinliğin Esrarı olmak üzere toplamda 9 Adet Hikayesi bulunmaktadır.

    Kitapda Bulunan hikayelerden bir kaçının Özeti şöyle

    Gizli Mabed Özeti

    Taşra alemi.. Yani İstanbul un dışında geçen yaşam, ne hoştur! Bunu ancak yaşayan bilir. Bir taraftan eşraf, din adamları filan! Öbür taraftan memurlar, subaylar, öğretmenler... Sonra kasabanın çift çubuk sahibi yerle ahalisi... Her grubun ayrı kahvesi, ayrı eğlenmesi, ayrı zevki vardır. "Beynessunuf" denilebilecek tek adam kasabanın belediye doktorudur. O daima herkesle konuşur, düşer, kalkar. Öğretmenlerin, memurların, subayların oturdukları kahvelere girer. Eczane ise eşrafın kulübüdür. Büyük rütbeli memurlar da oraya uğrarlar. Avukat yazıhaneleri de bir dereceye kadar ezcaneye benzer.

    Mermer Tezgah Özeti

    Cabi Efendi, öyle her ihtiyar gibi sabahtan akşama kadar evinde pineklemezdi.Her sabah gün doğmadan kendini sokağa atardı. Yine bir baha sabahı Cabi Efendi kapısında göründü Yürüdü Şimdi nereye gidecekti! Daima, yola düzüldükten sorna buna karar verirdi.

    Nakarat Özeti


    Hikayenin başkahramanı Pirbeliçe,Babina gibi Bulgar köy ve kasabalarında emrine verilen münfeze ile Bulgar çetecilerine karşı savaş veren bir Türk subayıdır.Başından geçen olayları anı defterine kaydeder.
    Pirbeliçe görevini Bibana’da yapmak için binbaşısından ricada bulunur ve Bibana’ya tayin olur.Burası küçük bir Bulgar köyüdür.Buraya geldikten bir süre sonra sıkılganlığı ve umursamazlığı burada da devam eder.Okumaz,yazmaz,yorgundur ve içinde bulunduğu ortamdan şikayetçidir.

    Karışık duygular içerisindeyken bir kadın sesi duyar ve sesin sahibini merak eder.Karışık duyguların derinliğinde kendini kaybeder.Bir taraftan İstanbul’u,annesini;diğer taraftanise duvardaki yazıları okur.Bu duygular içerisindeyken sesin sahibini görür.Sesin sahibi kaldığı odanın karşısındaki evde oturan,güzel,sarışın bir Bulgar kızıdır.Birbirlerine tebessüm ederek tanışırlar ve Türk subayı ona aşık olur.Kız ile tanıştıktan sonra Türk subayı canlanmış,iştahı açılmıştır. Lüzumlu hallerin dışında odadan dışarı çıkmaz ve Bulgar kızının pencereden avazı çıktığı kadar bağırarak söylediği Bulgarca şarkının sözlerini kendine göre anlamlandırır.Şarkı sözlerini kendine göre ,seni seviyorum olarak düşünür.Kendini bu kıza kaptırmıştır ve onunla avunur.
    Türk subayının tayini Manastır’a çıkar.Gidecektir,ama içinde burukluk vardır.Çünkü, her ne kadar sevgilisinin pencereye her çıkışta söylediği şarkıya kendi kendine bir anlam verdiyse de tam olarak Türkçe karşılığını öğrenememiştir.Dükkancıya dayanamaz ve sorar. Dükkancı buranın namuslu bir yer olduğunu söylesede Pirbeliçe şarkının sözlerini daha da fazla merak eder.Dükkancıya zorla tercümesini yaptırır.Şarkının sözlerinin gerçek anlamı ”Bizim olacak, bizim olacak,İstanbul bizim olacak.”şeklindedir.
    Türk subayı beyninden vurulmuşa döner,şaşırır.Hatasını çok geçte olsa anlar.Bir tarafta
    Bulgar kızının şarkısında bile milliyetçilik yaptığını; diğer tarafta ise kendisinin ruh halini,vazife karşısındaki kayıtsızlığını,sorumsuzluğunu düşünür.