Mekkenin Fethi Sözleri

Konusu 'Dini şiirler' forumundadır ve EyLüL tarafından 1 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. EyLüL Üye



    Mekkenin Fethinin Sözleri



    Mekkenin Fethi


    Her şey bir şiirle başladı.
    Peygamber huzurunda okunan bir şiirle…
    Kızgın kum fırtınalarından,
    Adem vadisinden kopup gelen bir şairle…
    Ardında kırk süvari,
    Ve alev alev yanan gözlerinde ihanet haberleri.
    Bu şair, huzaa kabilesinden Amr bin Salim'di.
    En üst perdeden okudu şiirini,
    Ve gözlerini kırpmadan dinledi Nebi;

    " Kureyşîler sana verdikleri sözde durmadılar,
    Hudeybiye'de seninle yaptıkları misakı bozdular.
    Bizi Vetir'de,
    Kendi yurdumuzda gafil avladılar.
    Benim kimseyi yardıma çağırmayacağımı,
    Çağıramayacağımı sandılar."

    Dedi ve durdu.
    Şair ağlıyordu.
    Peygambere çevrildi tüm gözler
    Ve o an tutuldu nefesler.
    Sahabenin başları yere değiyordu,
    Çünkü mübarek alınlarındaki damar belli oluyor,
    Peygamber celalleniyordu.

    " Ey Nebi!
    Allah'ın kullarını yardıma çağır,
    İçlerinde Allahın Rasulü de olsun
    Yapılan zulme, öfkesinden renkten renge girsin,
    Ve büyük bir ordunun başına geçip,
    Denizler gibi köpürerek akıp gelsin."

    Şiir bitmişti,
    Şair de bitmişti.
    Gözler hâlâ peygamberdeydi,
    Allahın râsû»lü, ridasını toplayıp ayağa kalktı!
    Ve sahabe ayağa kalktı.
    Şimdi konuşan peygamberdi;

    " Eğer kendime yardım ettiğim şeylerle
    Huzaalara yardım etmezsem,
    Ben de yardım görmeyeyim.
    Varlığım kudret elinde olan Allah'a andolsun ki,
    Kendimi ve ev halkımı koruduğum gibi,
    Bunları da koruyacağım.
    Şimdi haber salın yeryüzüne!
    Allah'a ve Ahiret gününe iman edenler Medine'de toplansın."
    Medine dağlarında savaşın ritmi,
    Sokaklarında peygamber sessizliği…
    Konuşmuyor nebi
    Hane-i saadet'te kılıçlar bileniyor
    Hane-i Saadet'te zırhlar temizleniyor
    Ve şehirlerin anası gülüyor.
    Mekke-i mükerreme uzaktan gülüyor.

    Gül ey Mekke! Gün senin günündür
    Gün senin fetih günündür.
    Gül ki, bu dönüş sanadır.
    Baksana,
    Dün bağrından koparılan yiğitler dönüyor sana
    Erak topraklarını savuran rüzgar dönüyor önce
    Ardından büyük bir birlik;
    Başlarında Halid bin Velid!
    Arkadan ey Mekke!
    Senin topraklarında yaşarken
    Rabbim Allah'tır dedi diye sövülen,
    İşkence gören,
    Her tarafı kıpkızıl kurban taşları gibi
    Kan içinde kalan muhacirler geliyor.
    En önde Zübeyr bin Avvâm geliyor
    Hani sekiz yaşında müslüman olan
    Hani onbeş yaşında senden koparılan
    Amcası onu bir hasıra sarmıştı hani
    Ateş dumanına tutmuştu
    Küfre dönsün diye.
    Ama o dönmedi küfre
    Ve peygamber yıldızlarından biri olarak
    En önde sana dönüyor ey Mekke!
    Sonra bir bölük halinde Beni gıfarlar geliyor!
    Bayrakları Ebu Zer Gıfari'nin elinde…
    Şu müslüman oluşunu Kâbede ilan edince
    Bayılana kadar dövülen Ebu Zer geliyor.
    Eslemler geliyor bölük halinde
    Müzeyneler bin kişilik alayla geçerken çölden
    Tekbir sesleri geliyor göklerden
    Ey Mekke başka kimi bekliyorsun söyle!
    Hz.Hamza'yı mı?
    Musab bin umeyr'i mi?
    Onlar,
    Şehitler ordusuyla tebessüm ediyorlar sana
    Ve baksana
    Gözleri ışıl ışıl
    sana yaklaşan ve tozu dumana katan
    bir alayı seyrediyorlar
    Kapkara bir taşlığı andıran bu alay da kim
    Bir hareketlilik semada…
    Bunlar ölüme susamış savaş erleri Ensâr!
    Ve en ortada simsiyah sarığıyla Yâr!
    O an Peygamberler ayakta,
    Melekler ayakta
    Şehitler ayakta…
    Ey Mekke Kalkabilirsen sen de kalk
    Çünkü gönüllere safâ geliyor
    Hazreti Muhammed Mustafa! geliyor

    —–
    Sekiz yıl geçti aradan
    Sensiz tam sekiz yıl geçti…
    Gittiğin gece
    Uzaktan dönüp Kâbe'ye bakınca;
    " Mekke!demiştin,
    " Sen benim için bütün dünyadan daha değerlisin
    ama senin insanların beni rahat bırakmıyor"
    deyip gitmiştin.
    Yıldızlar da seninle birlikte gitmişti.
    Kapkaranlık geceler kalmıştı ardında.
    Mekke öksüz kalmıştı.
    Ve Mekke çocukları…
    Çocuklar hep
    Sümeyye'nin toprağa düştüğü yerde oynadı,
    Habbâb bin Eret'in ateşe atıldığı yerde oynadı
    Hane-i Saadetin üzerinde
    Sevr mağarasından kalma güvercinler bekledi seni .
    Kâbe-i Muazzama'da namaz kılışını özleyen Hârem,
    Haticetül Kübrâ'nın hatıraları,
    O gül kokuna hasret kalan sokaklar bekledi seni.
    Şimdi Kasva'dan inmez misin Ya RasulAllah!
    İnmez misin ki,
    Ayaklarından öpsün mekke toprakları
    Ve kaldırmaz mısın başını ki
    Nur çehreni seyretsin âlem

    İşte Rasulullah'ın nur yüzü göründü.
    İşte Rasulullah bakıyor.
    Başında yemen işi simsiyah bir sarık.
    O Alnındaki nura kurban olalım.
    Rasulullah Kâbe'ye bakıyor.
    Ve işaret ediyor Hz. Bilâl'e…
    Bilâl, Kabe-i Muazzamâ'nın üzerinde…
    Şimdi Bilâli dinlesin yer ve gök.

    Dursun Ali Erzincanlı