Keloğlan Masalları Özeti

'Masallar' forumunda Sitem tarafından 28 Ekim 2011 tarihinde açılan konu

  1. Sitem Üye


    Keloğlan Masalları kısa özeti

    Keloğlan ve Sihirli Taş
    Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde bir Keloğlan varmış. İhtiyar ve yoksul annesi, bu biricik oğlunu “Kel oğlum,keleş oğlum” diye severmiş.
    Günlerden bir gün Keloğlan annesinden izin alıp balık tutmaya gitmiş. Belki bir kaç balık yakalarım. Anacığımla pişirir, yeriz. Aç karnımızı doyururuz” diye düşünüyormuş.
    Irmağın kenarına gelip oltasını salmış. Öğleye doğru kocaman bir balık tutmuş. Pulları gümüş gibi parlak, gözleri cam gibi aydınlık, güzel mi güzel bir balıkmış bu…
    Keloğlan balığın pullarını kazımış, karnını yarıp temizlemek istemiş. Bir de ne görsün! Balığın karnı içinde kocaman bir tas durmuyor mu? Keloğlan bir sevinmiş, bir sevinmiş ki sormayın. “Hem balığı götürürüm anama, hem tası” demiş.
    Tası su ile doldurup balığı yıkamak istemiş. Birden inanılmayacak bir şey olmuş. Tastan boşalttığı sular altın olarak akıyormuş yere. Keloğlan çok şaşırmış. Bir kaç kere denemiş, hep altın akıyormuş tastan. “Bu, sihirli bir tas galiba. Hemen anama haber vereyim” demiş. Evlerine koşmuş.
    Sihirli tasa küpler dolusu suyu doldurup doldurup boşaltmış. Suyu boşalan küplere de altınları biriktirmiş. Artık ülke hükümdarı bile onun yanında fakir sayılırmış…
    Keloğlan günler sonra büyük bir saray yaptırıp oraya taşınmış. Kendisine hizmetçiler tutmuş. Sevdiği ve istediği her şeyi alıyor, en güzel yemekleri yiyormuş. Sonunda altınlarının çokluğu onu şımartmaya başlamış.
    “Sihirli tas elimde, ne istersem yapabilirim…” diyormuş.
    Keloğlan’ın böyle kendini beğenmesi, şımarması ve hırsa kapılması, insanların ona duyduğu sevgiyi azaltmış.
    Herkes “Eski hali bundan daha iyiydi. Gözünü hırs bürüdü Keloğlan’ın” demeye başlamış.
    Keloğlan bir gün daha çok altın elde etmek için, sihirli tasını eline alıp ırmağın kenarına gelmiş. “Suyu tükenecek değil ya, bir saray da buraya yaptırayım. ” demiş. Gurur ve kibirle tasını suya daldırmış. Kıyıda biriken altınlar hırsını artırıyormuş. Daha hızlı daha hızlı daldırmaya başlamış tası. Artık altınlardan başka bir şey düşünmüyormuş. Birden tas elinden kayıp suya düşmüş. Keloğlan onu tutmak için eğilince kendisi de ırmağa yuvarlanmış. Yüzme bilmediği için hızla akan ırmakta nerdeyse boğulacakmış. Binbir güçlükle kenara çıkmış. Kendisi suda çırpınıp dururken,biriktirdiği altınları da hırsızlar çalıp götürmüşler.
    Artık tası bulmanın da imkanı kalmadığından ağlaya ağlaya annesinin yanına dönmüş. Başına gelenleri anlatmış. Yaşlı kadın:
    - Üzülme yavrum, demiş. Hay’dan gelen Hû’ya gider. Zaten, sen o tası alnının teri, elinin emeği ile kazanmamıştın. Üstelik zenginlik seni iyice şımartmıştı. Böylesi daha iyi oldu. Hiç olmazsa kendini başkalarından üstün görme hastalığından kurtulursun.”Keloğlan bu sözlerle teselli bulmuş. Anasına hak vermiş.
    O günden sonra da Sihirli Tası bir daha hiç anmamış.
     

  2. Sitem Üye

    Cevap: Keloğlan Masalları Özeti

    Keloğlan Ile Yaşlı Değirmenci Masalı

    Keloğlan ve zavallı anacığı , çok şiddetli bir geçim sıkıntısı içinde hayat mücadelesi verirlermiş. Bir kuru ekmek bir parça peynirle günlerce idare ederlermiş. Komşularına göre, tarlaları çok azmış hemde verimsizmiş üstelik senelerin birinde öyle bir kıtlık olmuş ki, bağ bahçeleri hep kurumuş mısır tarlaları bodur almış. Kış zamanı da yaklaşıyormuş ayrıca anası keloğlanı almış karşısına, onunla uzun uzun konuşmuş:

    -Ah oğlum saf oğlum hem de başı keleş oğlum , gürgenlerin tepelerine baktım. Bu yıl kış hem tez gelecek , hemde kapkara geçecek hiç vakit geçirmeden gerken hazırlıklarını yapmalıyız sen git iş ara demiş anası keloğlan önce düşünmüş önce nerde nasıl iş . bulurum diye uzun uzun düşünmüş taşınmış sonunda dışarı çıkıp iş aramaya başlamış ilk mağazalara bakmış iş yok değirmeni kontrol ediyim demiş belki iş bulurum hevesiyle değirmene ilerlemiş sonra oradaki yaşlı amcayı görünce üzülmüş amca sana birşey teklif ediyim ben hergün buraya geliyim çalışıyım hemde parasız keloğlan bunu neden yaptı dersiniz yardım için eve dönünce annesine başlamış olanları anlamaya annesi bas bas bağırmış nedir senin şu saflığın bir kurtulamadık diye ağlamaya başlamış.

    Keloğlan her gün gitmiş değirmene gitmiş sonunda kara kış gelmiş ve keloğlan ve anası aç kalmış ve bir gün keloğlan kapıda bir paket bulmuş içinde baya para ve bolca içecek . varmış.

    Bu paket değirmenciden geliyormuş ve keloğlan iyilinin karşılını almış .


    alıntı
     

  3. Sitem Üye

    Cevap: Keloğlan Masalları Özeti

    Keloğlan ve Kuyudaki Dev
    Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde develer tellalken, pireler berberken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallarken; ülkenin birinde bir kasaba varmış. Bu kasabanın kenar mahallelerindeki bir kulübede, çok fakir bir keloğlan ile ihtiyar annesi yaşamakta imiş. Keloğlan çok akıllı ve becerikli olmasına rağmen çalışmaktan hoşlanmaz, tembel tembel evde oturmayı, ne buldu ise yiyip, içmeyi ve uyumayı severmiş. Tembel mi tembel, saçsız kafası ile de çok çirkin olduğu için herkes ona keloğlan dermiş. Keloğlanın ihtiyar annesi ise el çamaşırı yıkar, hem kendini, hem de tembel keloğlanı beslemeğe çalışır, zorluklar içinde geçinirlermiş.
    Her nasılsa Keloğlanın canı çarşıya çıkıp dolaşmak istemiş. Bir de bakmış ki, uzakta bir kalabalık var. Kalabalığın ortasında bir adam bağıra bağıra bir şeyler söylüyor. Kalabalıktaki insanlarda onu dinlermiş. Bizim Keloğlanda kalabalığa sokularak bu adamın dediklerini dinlemiş. Adam meğer şehrin tellallarından biriymiş. Keloğlanın dinlemekte olduğu tellal şöyle demekteydi.

    -Ağır bir iş için bir adama ihtiyaç vardır. Bu işi görecek adama yüz altın verilecektir. Talip olacak kimse varsa ortaya çıksın….
    Keloğlan etrafta toplanan kalabalıktan ses seda çıkmadığını görünce ve bu işin sonunda yüz de altın verileceğini öğrenince tellala:
    -Bu işi ben yaparım, yalnız bu yapılacak işi hemen bana söyle, demiş.
    Tellal Keloğlanı şöyle bir süzdükten sonra, gözü tutmamış olacak ki:
    -Oğlum, sen bu işi yapamazsın, iş çok zordur. Bunu ancak akıllı, becerikli ve cesur adamlar başarabilir. Ben bunları sende göremiyorum, deyince; Keloğlan:
    -Ummadığın taş baş yarar. Ben bu işi başarırım, diye cevap vermiş. Etrafta toplanan kalabalıktan alaylı gülüşmeler yükselmiş. Bu sırada tellal onun biraz da fakir haline acıyarak:
    -Pekala oğlum…Madem ki kendine güveniyorsun sana şimdi yapacağın işi tarif edeyim…Uzak bir ülkeden mal getirmeye gidilecek… Yolculuk at sırtında olacak, ama sen bu yolculuğa katlanabilecek misin?.. diye sorunca.
    Keloğlan:
    -Ben yaparım dediğim her şeyi yaparım. Elbette katlanırım, karşılığını vermiş.
    Tellal:
    -Madem ki bu kadar güvenin var, bende sana bu işi veriyorum…Paranı şimdi mi, yoksa dönüşte mi istersin? Keloğlan da:
    -Şimdi verinde birazı yanımda bulunsun, geri kalanını anneme harçlık bırakırım, der.
    Bu şartlarla anlaşmaya varan Keloğlan sevinçle annesine koşarak durumu anlatır ve
    yanındaki parayı annesine bırakarak veda edip yapacağı işe gider.
    Toplantı yerine gelen Keloğlan, yolculuğun hazır olduğunu ve kafilenin kendisini beklemekte olduğunu görür. Kafile başkanı Keloğlana hazır olup olmadığını sorar. hazır olduğunu öğrenince küçük kafile hemen atlara binerek yola koyulur… İki gün durup dinlenmeden yol alırlar. Üçüncü gün Keloğlanın at sırtındaki yolculuktan vücudunun her tarafı ağrımaya başlar. Ama verdiği sözü ve aldığı parayı düşünerek sabırla yola devam eder. Artık akşam yaklaşmıştır. Kafile başkanı mola için kervanı durdurur. Keloğlan biraz dinleneceği için sevinmiştir. Ama bu sevinci çok sürmez. Atlar bağlandıktan sonra kafile başkanı kendini çağırır. Keloğlana der ki:
    -Keloğlan, şurada bir kuyu görüyorsun…
    -Evet, der bizim Keloğlan.
    -İşte şimdi, o kuyuya ineceksin… Korkmazsın değil mi?…
    Keloğlan kuyunun yanına gider bir sağına, bir soluna ve eğilip içine bakar, kafile başkanına dönerek:
    -Ne var bunda korkacak, elbette inerim. der. keloğlan korksa bile korktuğunu belli etmemeğe çalışarak kuyuya inme hazırlığına başlar. Etrafını saran yol arkadaşları Keloğlan’ın beline kalın bir ip bağlarlar, kuyuya sarkıtırlar.
    Keloğlan kuyunun yarısına gelince sağ tarafında karanlıkta aniden bir kapı açılır. Adamın biri Keloğlan’ı kucakladığı gibi bu kapıdan içeri çeker… Neye uğradığını anlayamayan Keloğlan kendine gelince, bir de ne görsün!.. Geniş bir bahçe ve bu bahçenin ortasında büyük bir saray durmuyor mu?.. Sarayın bahçesinde güllerin arasında Dünya güzeli bir kız oturmuş, arkasında bir dudağı yerde, bir dudağı gökte iri ve koyu siyah renkte bir zenci ayakta durmakta. çiçeklerin arasında bir tavus kuşu dolaşmaktadır. Şaşkınlıkla bunları seyre dalan Keloğlan birden arkasında gürleyen bir sesle aklı başından gider. Dönüp bakınca, ne görsün?… Koca bir dev. Arkasında durmuyor mu!.. Dev korkunç bir sesle:
    -Eyyyy, adem oğlu!… Söyle bakalım, şu gördüklerinden hangisi daha güzel?..
    Keloğlan korkudan tir tir titremeğe başlar. Ne cevap vereceğini şaşırır ama, biraz sonra aklı başına gelir ve biraz düşündükten sonra:
    -Gönül neyi severse güzel odur sultanım, der.

    Dev, aldığı cevaptan memnun gibi görünür ve Keloğlan’a tekrar sorar.
    -Şu kız çok güzel, şu tavus kuşu çok hoş ama, şu zenci çok çirkin, çok kötü!.. Buna ne dersin?..
    Keloğlan artık ilk şaşkınlık ve korkudan kurtulmuştur. Yine cevabı yapıştırır:
    -Gönül neyi severse, güzel odur sultanım, diye tekrar aynı cevabı yapıştırır.
    Aldığı cevaptan çok hoşlanan dev, Keloğlan’a:
    -Aferin, sen akıllı bir çocuğa benziyorsun diye Keloğlan’a hemen yanındaki, ağaçtan kopardığı üç tane büyük narı verir. Ve:
    -Al bu narları. Dönüşte annenle birlikte yersin, diyerek Keloğlan’ın yanından ayrılmış.
    Meğer Dev, her kuyuya inen insana bu soruları sorar fakat, bir türlü istediği akıllıca cevabı alamayınca çok kızar, hemen kellesini uçurur, sonra da etlerini yer, kafatasını sarayın duvarlarına asarmış. Böylece kuyuya inenlerin çoğu, Dev’in bu soruları karşısında kimi kız güzel, kimi tavuskuşu diye Dev’e cevap verirlermiş. Bu cevaplardan memnun kalmadığı için kuyuya inen bir daha yukarı çıkamazmış. Dev’in yanından ayrılan Keloğlan tekrar çıkış kapısına gelip yukarı nasıl çıkacağını düşünürken birden yukardan, su almak için sarkıtılmış bir kovanın kendisine doğru geldiğini görünce, Keloğlan hemen bu kovadan tutarak yukarı çıkar.
    Keloğlan’ı sapasağlam yukarı çıktığını gören arkadaşları, şaşkınlıktan ağızları bir karış açık, gözlerine inanamazlar ve birbirlerine bakışırlar. Zira kervancılar bu kuyudan su almak istedikleri zaman her seferinde Dev’e bir insanı kurban vermeleri adetmiş. Yol arkadaşları onu böyle sapasağlam, güler yüzlü görünce tabii şaşkınlıktan kendilerini alamamışlar. Kafile başkanı merakını yenemeyerek Keloğlan’a:
    -Şimdiye kadar bu kuyuya salladığımız adamlardan hiçbiri geri dönmemiştir. Sen nasıl oldu da bu kuyudan sağlam çıktın evlat?…
    Keloğlan güler yüzle şu cevabı verir:
    -Nasıl çıktıysam çıktım.. Çıktım ya!… Siz ona bakın.
    Yeniden kafile yola koyulmuş. Varacakları o uzak ülkeye varmış.Atlara malları yükleyerek memlekete dönmüşler.

    Keloğlan elindeki Nar’ları sevinçle evine dönünce, annesi yine her zamanki gibi, el çamaşırı yıkamakta bulur. Annesi de oğlu geldiği için sevinmiştir. Yemekler yenir.Yemekten sonra da Keloğlan, Dev’in verdiği Nar’lardan birini çıkarıp yemek için ikiye böler. Bir de ne görsün? Dev’in verdiği Nar tanelerinin her biri meğer çok kıymetli birer mücevher değilmiymiş… Bunun değerini anlayan Keloğlan, zaman zaman bunların her birini azar azar satmış.. Ve Keloğlan öylesine zengin olmuş ki, artık ne kelliği kalmıştır, ne de çirkinliği, ne de annesinin çamaşırcılığı. Mutlu bir hayata kavuşmuşlar..
     

  4. doğkan Ziyaretçi

    Keloğlan Açıl Sofram Açıl Masalı;
    Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok yoksul bir karı-koca varmış. Öyle yoksul, öyle yoksullarmış ki, bir kel oğlancıklarına bile gereği gibi bakamazlarmış. Keloğlan da, inadına, hiçbir şeye aldırış etmeyen bir insanmış.
    Günün birinde, Keloğlan’ın annesi oğluna seslenmiş:
    — “Hadi, Keloğlan, al şu darıları değirmene götür, öğüt de getir, ekmek yapayım, akşama yiyelim.”
    Keloğlan darı çuvalını yüklenmiş. Tam değirmene geldiği sırada bakmış keklikler yiyecek arayıp duruyorlar.
    — “Bunları da Tanrı yarattı!” deyip darıları kekliklere saçmış.
    Akşama eve döndüğünde anasına ne demiş biliyor musunuz?
    — “Değirmenci yoktu, darıları bıraktım geldim, ana.” demiş.
    Ertesi sabah gene değirmene yollanmış. Darıları saçtığı yere gelince elindeki değneği hızla yere çalmış. Bir de bakmış karşısına bir dev dikilmiş. Keloğlan, hiç korkmadan, deve bağırmış:
    — “Tez ver darılarımı! Onları sen yedirdin kekliklere. Ben şimdi ne diyeceğim anama?”
    Keloğlan’ın bu aldırmazlığı devin pek hoşuna gitmiş.
    — “Al şu sofrayı. Acıkınca: “Açıl, sofram, açıl!” der. Karnını doyurursun.” demiş, Keloğlan’a bir tepsi vermiş.
    Keloğlan: “Açıl, sofram, açıl!” deyince, sofranın üstünde en seçme yemekler belirmemiş mi?
    Keloğlan tıka-basa karnını doyurmuş. Gelgelelim bir gün, nasıl olmuş I sa olmuş, hırsızlar Keloğlan’ın sofrasını çalmışlar. Bunun üzerine Keloğlan gene değirmen yoluna düşmüş. Artık alıştı ya; vurmuş değneğini yere. Bu kez de sofra değil, bir eşek vermiş. Keloğlan eşeğin başını tutup çevirince, hayvandan altınlar dökülmeye başlamış. Sonra Keloğlan eşeğine binmiş, hamama gitmiş. Eşeği kapıya bağlamış Hamamcıya da: “Sakın eşeğin başını çevirme!” diyerek sıkıca tembih etmiş ama, adam eşeğin başını çevirmiş. Altınları görünce aklı başından gitmiş Eşeği değiştirmiş, başkasını bağlamış.
    Keloğlan doğru gene değirmen yoluna. Devi bulmuş, olanları anlatmış. Bu kez dev ona bir topuz vermiş.
    — “Bir şölen ver… Hamamcıyı da, bütün tanıdıklarını da çağır…” demiş.
    Şölenden sonra, konuklar giderken, topuz içlerinden birini kıstırmış.
    — “Çabuk, sofrayı geri getir!” diyerekten başlamış adamın kafasına kafasına vurmaya.
    Adam bakmış ki kurtuluş yok, gitmiş getirmiş sofrayı.
    Topuz, hamamcıyı da kıstırmış.
    — “Çabuk, çaldığın eşeği geri getir!” diyerekten başlamış adamın kafasına kafasına vurmaya. Getirmedikçe de yakasını bırakmamış.
    Keloğlan padişahın kızıyla evlenmiş. Bu sofrayla eşek sayesinde karısıyla, annesiyle yüz yıl yaşamışlar. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine
     

  5. enes555 Ziyaretçi

    Keloğlan Ve Köpeği Masalı
    Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde bir Keloğlan varmış. Bizim keloğlan bir gün gazete okurken gözüne bir haber ilişmiş. Haberde; yarın bedava evcil köpek veriliyor yazıyormuş. Keloğlan gitmek istemiş. Anasına haberi göstermiş. Anası napıcan a keleş oğlan deyip geçmiş ama keloğlan bu cümleye aldırmamış. Kendi kendine bir evden çıkma planı hazırlamış annesi ertesi gün komşularına güne gidicekmiş. Keloğlan da o sırada evden çıkıp köpek dağıtılımına gidecekti. Yatma saati gelip geçiyordu anası hadi kel oğlum uykuya dedi. Hep beraber uyudular. Ertesi gün oldu çattı. Annesi sabah komşularına gitti. Keloğlan da annesinin arkasından hemen köpek dağıtılımına gitti. Gittiğinde köpekler verilmeye başlanmıştı. Keloğlan da hemen sıraya geçti. Sıra bayabi uzundu. Sıra keloğlana geldi ona hangi cins köpeği istersin diye sordular. Keloğlan alman kurdu isterim dedi. Keloğlana hemen siyah renkte gözleri beyaz bir alman kurdu verdiler. Keloğlan taşekkür edip eve döndü. Eve döndüğünde annesi evdeydi. Keloğlan annesinin yanına gitti annesi Keloğlanın elindeki köpeği görünce çok korku. Bu köpeğin burda ne işi var dedi. Keloğlan olup biteni annesine anlattı. Günler geçti annesi köpeğe alışmıştı. Annesi ve Keloğlan köpeğe yaman adını verdiler. Bir gün eve hırsız girerse yaman bizi kurtarıcak dedi ve o dediğide olmuştu. Bir gün evlerine hırsız girmişti ve yaman o hırsızı yakalamıştı. Sabah uyandıklarında bahçede yerde yaralı bir adam gördüler yanında da bir çuval vardı. Çuvalın içinde Keloğlanın ve anasının bütün özel eşyaları vardı. Keloğlan onun bir hırsız olduğunu hemen anladı. Yamanın yanına gidip onu öpüp teşekkür etti. Anası Keloğlana iyiki yamanı aldın kel oğlum dedi. O günden itibaren mutlu mesut yaşadılar.
     

  6. serat Ziyaretçi

    Keloğlan İle Yaşlı Değirmenci Masalı,
    Keloğlan ve zavallı anacığı , çok şiddetli bir geçim sıkıntısı içinde hayat mücadelesi verirlermiş. Bir kuru ekmek bir parça peynirle günlerce idare ederlermiş. Komşularına göre, tarlaları çok azmış hemde verimsizmiş üstelik senelerin birinde öyle bir kıtlık olmuş ki, bağ bahçeleri hep kurumuş mısır tarlaları bodur almış. Kış zamanı da yaklaşıyormuş ayrıca anası keloğlanı almış karşısına, onunla uzun uzun konuşmuş:
    -Ah oğlum saf oğlum hem de başı keleş oğlum , gürgenlerin tepelerine baktım. Bu yıl kış hem tez gelecek , hemde kapkara geçecek hiç vakit geçirmeden gerken hazırlıklarını yapmalıyız sen git iş ara demiş anası keloğlan önce düşünmüş önce nerde nasıl iş bulurum diye uzun uzun düşünmüş taşınmış sonunda dışarı çıkıp iş aramaya başlamış ilk mağazalara bakmış iş yok değirmeni kontrol ediyim demiş belki iş bulurum hevesiyle değirmene ilerlemiş sonra oradaki yaşlı amcayı görünce üzülmüş amca sana birşey teklif ediyim ben hergün buraya geliyim çalışıyım hemde parasız keloğlan bunu neden yaptı dersiniz yardım için eve dönünce annesine başlamış olanları anlamaya annesi bas bas bağırmış nedir senin şu saflığın bir kurtulamadık diye ağlamaya başlamış.
    Keloğlan her gün gitmiş değirmene gitmiş sonunda kara kış gelmiş ve keloğlan ve anası aç kalmış ve bir gün keloğlan kapıda bir paket bulmuş içinde baya para ve bolca içecek varmış.
    Bu paket değirmenciden geliyormuş ve keloğlan iyilinin karşılını almış ...
     

  7. hesera Ziyaretçi

    Keloğlan Ve Kokulu Çiçek Masalı
    Bir varmış bir yokmuş, Allah`ın kulu çokmuş. Bizim keloğlan keleş oğlan her işi beleş oğlan bir gün yola çıkmış, yürümüş, yürümüş taaaa uzaklardan bir ses duyduğunu sanmış, etrafı şöyle bir dinlemiş önce ama bu sefer hiç ses duyulmuyormuş… Birkaç adım daha atmış,sonra tekrar durmuş, birkaç adım daha atmış, yine etrafı dinlemiş.
    Keloğlan iki adım atıyor, sonra etrafı dinliyormuş bir ara `güüm` diye bir ses duymuş, korkudan yüreği hop hop atmaya başlamış. O gün akşama kadar bu sesleri gürültüleri kovalamış durmuş. Ama hiçbir sonuca ulaşamamış. Duyduğunu sandığı bir şeyler varmış ama istediği zaman onları duyamıyormuş. Bizim Keloğlan akşam yatmış, sabaha kadar tavana dikmiş gözlerini, kulaklarını iyice açıp etrafı dinlemiş durmuş. Sabah namazına kalkan annesi keloğlan`ının yanına gelip
    -Ne diktin gözlerini tavana, kel oğlum keleş oğlum ? diye sormuş.
    Kel oğlan sessizce bakınıp, `anacığım bir ses duydun mu ? diye sormuş. Kadıncağız şöyle bir etrafı dinlemiş, hiçbir ses duyamamış
    - Yoo ben hiçbir şey duymuyorum, demiş. Keloğlan ayağa kalkıp, ciddi ciddi ortalıkta dolaşmaya başlayınca, annesi telaşlanmış ` Kel oğlum keleş oğlum delirdi. Kel oğlum keleş oğlum aklını yitirdi diye bağırmaya başlamış, koşup komşulardan yardım dilemiş. Komşular bir anda eve doluşmuşlar, hepsi keloğlan gibi etrafı incelemeye koyulmuşlar.En sonunda hiç biri bir ses duyamayınca evlerine gitmişler.
    Bu böyle günlerce sürmüş,keloğlanın sesler duyduğu herkese duyurulmuş. Günlerden bir gün bir adam gelmiş, keloğlanın kulağının içine bir şeyler söyleyip gitmiş. Herkes merak içindeymiş, sormuşlar;
    - Ne dedin de vazgeçti etrafı dinlemekten..
    Keloğlan gülmüş.
    - Meslek sırrı a canım demiş, meslek sırrı.
    Günler günleri kovalamış, bir gün kralın etraftaki sesleri dinleyip durduğu haberi etrafa yayılmış, her kim ki, kralı iyileştirecek onun her istediği gerçekleşecekmiş. Keloğlan kralın yanına gitmiş, eğilip kulağına bir şeyler söylemiş. Kral ondan sonra etrafı dinlemekten vazgeçmiş. Sormuşlar keloğlana bunun sırrı ne diye ?
     

  8. ghlckh Ziyaretçi

    Keloğlan Akıl Küpü Masalı
    Bir varmış bir yokmuş. Allah`ın kulu çokmuş, bir dağın başında, bir ormanın yanıbaşında keloğla`nın yaşadığı köy varmış.
    Keloğlanın bir tek anacığı, anacığının da bir tek kel oğlu varmış. Dünyada başka kimseleri olmadığı için hep birbirlerine destek olurlar, kuru ekmek yeseler kimselere belli etmezler, padişahlara layık yemekler yedik diyerek kötü durumlarından kimseleri haberdar etmezlermiş.
    Keloğlan çok akıllıymış ancak akıllı olduğu kadarda tembelmiş. Anası hadi oğlum, bahçeden bir soğan al dese, iki saat düşünür, üç saat hesap yapar, o soğanı bahçeden ayağına nasıl getirtebilir, onu düşünürmüş. Sonunda bir yolunu bulurmuş ama annesi de bu arada çıldırır dururmuş. Günler böyle gelip geçerken, Keloğlanın anacığı bir gün hastalanmış, bütün iş güç keloğlana kalıvermiş. O tembel keloğlan gitmiş, yerine aklı başında çalışkan bir keloğlan gelivermiş. Anası yattığı yerden keloğlana emirler yağdırıyor, bizimki de oradan oraya koşuyormuş.Bu böyle günlerce sürmüş, keloğlan sonunda yorgunluktan bir köşeye düşmüş. O sırada bir fare keloğlanın yanına gelip:
    - Keloğlan keleş oğlan, her işi beleş oğlan, nasıl ama çalışmak, zor geliyor di mi ? demiş.
    Keloğlan gözünü aralamış, fareyi kovalamış. Fare tekrar gelmiş bu sefer iyice yaklaşıp,
    - heeyyy. Duydun mu prensesin başına gelenleri, Her kim prensesi iyileştirse, kral onu kızıyla evlendirecekmiş, demiş. Sonra bir çırpıda anlatmış, güzeller güzeli prenses aylardr ağlayıp duruyormuş ve onu kimseler susturamıyormuş. Kızımı güldüren her kim olursa, onu prens yapacağım demiş kral. Keloğlan bunu duyduktan sonra, `Bu iş böyle olmayacak, başka şeyler yapmak lazım `diye hoplayıp zıplamaya başlamış. Öyle hoplayıp zıplayarak evlerinin yakınındaki dağın eteklerine kadar gelmiş. Dağın eteklerinde açan çiçekleri toplamış. Bu çiçeklerin özelliği insanları kıkır kıkır güldürebilmesiymiş. Anasından öğrendiği kadarıyla, hepsini bir araya getirirse, prensesi güldürebileceğini biliyormuş. Bütün gün topladığı çiçekleri bazı karışımlarla suladıktan sonra , çiçekleri alıp, sarayın yolunu tutmuş. Az gitmiş, uz gitmiş dere tepe düz gitmiş, sarayın kapısına geldiğinde iki takla atıp, sırada bekleyenlerin yanında sıraya geçmiş. Akşama doğru ona sıra geldiğinde neredeyse yorgunluktan uyuyacak hale gelmiş. Onu içeri almışlar,keloğlan elindeki kağıdın içinde sakladığı çiçekleri prensese uzatmış. Prenses çiçekleri line alır almaz kıkır kıkır gülmeye başlamış, öyle çok gülüyormuş ki, kral ,kraliçe ve beraberindeki herkes prensesle gülmeye başlamış. Prenses mutluluktan uçuyor gibiymiş.Keloğlan o gün kurulan düğünle prensesle evlenmiş, anasını hasta yatağından aldırmış ve saraya getirmiş. Anası da kel oğlunun kel kafasına kocaman bir öpücük kondurmuş .
    - Hiiç demiş, ne sırrı olacak bunun, kulağına eğilip, yok bir şey yok hepsi hayal dedim, bitti sesler filan… Keloğlan kraldan kızını istemiş o da vermiş, herkesin dilekleri yerine gelmiş.
     

  9. hgyıuhj Ziyaretçi

    ama insan bi kısa yazar
     

  10. gfdgfdgfd Ziyaretçi

    çok güzel
     

  11. luks Ziyaretçi

    çok uzun ya biraz kısa olsun
     

  12. ldjugjb Ziyaretçi

    yaa ama insan biraz kısa yazar yaa :(
     

  13. cghb Ziyaretçi

    Süper ya uzun yazıdan kurtuldun:):f30:
     

  14. sadsadsa Ziyaretçi

    ayy çok saolun uzuunnnn yazılardan kurtuldum ödevimi çin çok lazımdı :D
     

  15. aylinnn324 Ziyaretçi

    çok uzunn :confused:
     

  16. dfvhbnhjnj Ziyaretçi

    biraz uzun sanki
    ama yinede işime yardi sağ0lun
     

  17. didemmela Ziyaretçi

    ÇOK UZUN YA İNSAN KISA YAZARDI VE YUKARI KISA ÖZET DİYİYORUM AMA İNTERNET ANLAMIYOR:f73::(