İngilizcede Olumlu ve Olumsuz Cümle Örnekleri

'İngilizce Türkçe Sözlük' forumunda YAREN tarafından 25 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. YAREN Üye


    Olumlu ve Olumsuz Cümle Örnekleri ingilizce
    Present Perfect Tense Olumlu ve Olumsuz Cümle Örnekleri
    Present Perfect Tense
    Olumlu ve Olumsuz Cümle Örnekleri

    Present Perfect Tense Olumlu ve Olumsuz Cümle Örnekleri

    Olumlu Cümleler

    - I have been to Moscow (Moskova"da bulundum)
    - You have finished the exercise (Alıştırmayı bitirdin)
    - He has just gone home (O, biraz önce evden çıktı)
    - She has already had a holiday this year (O bu yıl çoktan tatile çıktı)
    - It has broken! (O kırıldı)
    - We have seen this film before (Bu filmi daha önce gördük)
    - They have bought a new car (Onlar yeni bir araba aldılar)
    - I have worked as a secretary for two years (İki yıldır sekreter olarak çalışıyorum)
    - The film hasn"t started yet (Film henüz başlamadı)
    - - We"ve already had our breakfast (Kahvaltımızı çoktan ettik)
    - I"ve already done my homework (Ödevimi çoktan yaptım)
    - Do you want a cup of coffee? (Bir fincan kahve ister misin?)
    No, thanks I"ve already had one (Hayır, teşekkürler Ben çoktan bir tane içtim)
    I've bought a new car Yeni bir araba satın aldım
    They have gone out Dışarı çıktılar
    My father has started a new job Babam yenir bir işe başladı
    She has had a baby Bebeği oldu
    I have seen her Onu gördüm
    We have met the new manager Yeni müdürle tanıştık

    Paul has read that book Paul o kitabı okudu
    Phil and Jack have been to Russia Phil ve Jack Rusya'da bulundu
    He has driven a car before Daha önce araba sürdü


    Olumsuz Cümleler

    • Haven’t they ever been to Turkey?
    • Hasn’t she ever met John?
    • I have not seen Tom this morning
    • The student’s have not finished their homework
    • Maria has not washed the dishes
    • The secretary hasn’t typed the letter yet
    • We haven’t received any messages from Jack this week

    We have never met that man before O adamla önceden hiç tanışmadık
    She hasn't helped me with my problem Sorunumla ilgili bana yardım etmedi
    The students haven't studied hard enough this term Öğrenciler bu dönem yeterince sıkı çalışmadılar
    The children haven't come to the park Çocuklar parka gelmediler
    My cats have not eaten anything Kedilerim hiçbir şey yemedi
    I have not had lunch yet Hala öğle yemeği yemedim
    They haven't phoned me Bana telefon etmediler