diyarbakır ile ilgili şiir

Konusu 'Soru Cevap' forumundadır ve Misafir tarafından 10 Nisan 2012 başlatılmıştır.

  1. Misafir

    Misafir Ziyaretçi



    Diyarbakır hakkında şiir

    DİYARBAKIR GİBİYİM

    Cüzzam mikrobunda boğuldu sevdam
    Artık k/arartmıyor yokluğun




    Dudaklarımda kahır bir sessizlik çığlığı kopmak üzere
    Kilit vurulan dilimde ay kesiği bir yara sus/ulan yalnızlığım
    Prangaya vurulan hislerim kimsesiz med cezirlerde boğuşurken
    Musallaya yatırdım yitik sevdamızı
    Hadi uyu/t sevdiğim




    Genzime bulaşmış öpücük izlerin
    Ferahlatıcı bir alev gibi yakıyor bedenimi
    Ben ise üşüyorum kadınım



    İçimde bir his var
    Sanırım öldün yüreğimde
    Artık tek başıma yalnızım

    Aşkın biz halinden bir ayrılık senfonisi çalıyor şimdi
    Sorma ulan sorma
    Diyarbakır gibiyim işte
    Kaderime terk edildim sen tarafından
    Sorma




    Harama bulaşan dudaklarımdan
    Tövbekar ağıtlar yükseliyor şimdi
    Bir gün/ah etmedi gözlerim yollarını gözlerken




    Gayya kuyusunda kimsesizliğe terk edilen
    Garip bir çocuk yüreğim
    Artık k/arartmıyor gözlerin





    Oysa;
    Sağlam bir ceni kalmamıştır
    Feryat eden sol yanımın çığlıkları
    Puşt zuladır dilimde aşk
    Artık susu/yorum



    Taş değilim ya ,kirpiklerimin buğusunda takılır
    Her siren sesinde çığlıklarım
    Sana bana şiirler yazarken
    Üçüncü sayfa haberlerinde kaybolurum
    Niyetimi bozdum ya seninle
    Taş değilim anla işte
    Sol köşemde saklı aşk sözcüklerim

    Şimdi sen gidiyorsun ya
    Satıyorum ulan şiirlerimi

    İzbe bir ayrılık bizimkisi
    Hadi git be
    Azrail’le dostum artık
    Ve ko(r)kmuyorum artık ölümden




    Sorma ulan sorma nasılsın diye
    Diyarbakır gibiyim işte
    Kaderine terkedilmiş
    Ama dimdik ayaktayım yinede

    Barış Çiçek


    DİYARBAKIR ZİNDANI


    diyarbakır zindanında
    vicdanlar çıplaktır o duvarlarda
    egemen sistemin ağında
    işkence izleri var masumun canında

    diyarbakır zindanında bir yıldız kaydı
    o gün günlerde on sekiz mayıs’tı
    Ali Haydar yıldız onunla bir candı
    tek umutları gelecek özgür vatandı

    dört dağ arasında bir sofra kuruldu
    hayinler peşinde pusu kurdu
    vartinik’te Ali Haydar vuruldu
    murat ve munzur suyu dondu

    kara haber çabuk yayıldı dört bir yana
    hain bir öğretmen doymamıştı kana
    insanlık da nasip olmamıştı ona
    kaypakkaya düşmüştü bir kapana

    yaralı halde yalın ayak yürütüldü karda
    insanlık küllerinin olmadığı bir zamanda
    herkese umut olmuştu diyarbakır zindanında
    general küçülmüştü bu yiğidin karşısında

    işkenceyle tırnakları çekildi
    ayak parmağı kesildi
    ser verip sırrını asla vermedi
    celladı apoletli fehmi altınbilek’ti

    Hasan DAL

    DİYARBAKIR


    Ey babamı bağrında saklayan
    Bakır tenli, mistik memleketim, Silvan
    Hasino inlerinde sana sesleniyorum
    Bağırıyorum!
    Bağırıyorum!
    Ey elleri nasırlı, tezek kokulu, naçar anam!
    Söyle! Ben doğuştan mı sabıkalıyım?
    Ölmek değil, ölmek değil bikes anam
    Oysa yaşamak isterdim Diyar-i Bekir’de
    Lakin hayatım sansürlendi daha on sekizimde

    Ey! Diyar-ı Bekir
    Ey acısını yüreğimde beslediğim şehir
    Bürün zırhlı kabuğuna uzaklardan zalim gelir
    Sana diyorum!
    Sana diyorum!
    Bir ses ver ne olursun bak sana ağlıyorum
    Aç, aç kapılarını yeter ölmek istemiyorum

    Ağlamayı bilirdim, fakat ölmek ne demek anne
    Kırık dökük düşlerimi süsleyen ümitlerimle
    Oysa yaşamak isterdim Diyar-i Bekir’de
    Olsun anne ölmenin ne olduğunu bilmesem de
    Ölüm şerefi bende şerefsizlik onlarda kalsın anne


    Beyhude Adam der ki! Son sözünde
    Gaye öldürülmekse Diyar-i Bekir’de
    Gel yaklaş Azrail bedenim sana amade