cumhuriyet bayramı ile ilgili piyesler

'Sanatsal Etkinlikler' forumunda YAREN tarafından 20 Ekim 2010 tarihinde açılan konu

  1. YAREN Üye


    cumhuriyet bayramıyla ilgili piyes,
    29 ekim ile ilgili piyes tiyatro metni,
    cumhuriyet bayramı piyes


    CUMHURİYET ÇOCUKLARI
    (Yaş grubu 7-8)

    Kişiler:
    Cumhuriyet Perisi
    Ayşegül
    Derya
    Enis
    Mehmet
    Barış
    Keçi


    (Sahnenin ortasında görkemli bir ağaç vardır. Büyük bir bayrak ağacın gövdesine pelerin biçiminde sarılmıştır. Peri önde, çocuklar arkasında tek sıra halinde "lay lay" diyerek sahneye girerler. Sahnede iki tur atarlar. Perinin omuzlarında büyük bir Türk bayrağı (pelerin gibi), elinde ucu yıldızlı bir çubuk vardır.
    Ayşegül ve Derya'nın elinde su kovası, Barış ve Mehmet'in omuzunda birer kürek, Enis'te gübre poşeti vardır.)
    DERYA - Peri! Hani bize vereceğin ağaç?
    PERİ - (Elindeki çubukla ağacı gösterir.) işte burada.
    TÜM ÇOCUKLAR - Ne kadar güzelmiş! (Ellerindeki eşyaları bırakırlar.)
    BARIŞ - (Ağaca sarılır.) Adı ne bunun Periciğim!
    PERİ - Cumhuriyet!
    AYŞEGÜL - Cumhuriyet kaç yaşında Peri?
    PERİ - 75 yaşında.
    BARIŞ - (Ağacı bırakır, geri çekilir. Ağaca bakarak.) Benden çok büyükmüş!
    PERİ - Benden de büyük cumhuriyet.
    MEHMET - (Zıplayarak.) Peri! Periciğim! (Ağacı gösterir.) Cumhuriyeti kim böyle güzel yapmış?
    PERİ - (Oyundaki ve oradaki izleyici çocukları göstererek) Atatürk ve bu gördüğün çocukların, yani sizlerin, büyük büyük büyük babalan birlikte yapmışlar. Cumhuriyet artık sizlerin. Onu sizler koruyup yaşatacaksınız.
    ENİS - Nasıl yaşatabiliriz cumhuriyeti?
    PERİ - Cumhuriyet emek ister.
    (Mehmet ve Barış, küreklerini alıp ağacın dibini kazarlar. Toprağı havalandırırlar. Ardından Enis, toprağı gübreler. Ayşegül ve Derya dibine su dökerler.)Teşekkür ederdim çocuklar. (Çocuklar ellerindekini bırakırlar.) Cumhuriyet'! korumak gerekir.
    MEHMET- Ama Peri! Biz cumhuriyeti tek başımıza naşı! koruyabiliriz?
    KEÇİ - (Sahneye girer.) Ay ay ay! Ne kadar güzel bir ağaç bu! öyle de acıktım ki, karnım zil çalıyor. (Çocuklara) Çekilin bakayım. Yiyeceğim ben bu ağacı!
    PERİ - Koruyalım çocuklar cumhuriyetimiz i! Haydi çocuklar, şimdi el ele!
    (Peri ve çocuklar ağacın çevresinde el ele tutuşurlar. Keçi sırayla dener (toslar) ama, hiçbir eli açıp halkanın içine giremez. Sonunda yorgunluktan düşer. Kıpırtısız kalır.)
    Teşekkürler çocuklar, (alkışlar) Cumhuriyetiniz i çok güzel korudunuz. (Çocuklar sahne önüne birer birer gelerek.)
    ENİS - Cumhuriyet emek ister! (Atatürk posteri çıkarır.)
    DERYA - Cumhuriyet büyümek ister! (Bayrak çıkarır.)
    BARİŞ - Cumhuriyet yaşamak ister! (Atatürk posteri çıkarır.)
    MEHMET - AYŞEGÜL - Cumhuriyet korunmak ister! (Bayrak çıkarırlar.)
    PERİ - Cumhuriyet el ele vermenizi ister! (Çocuklar el ele tutuşurlar.)
    Gülten KARLI​



    Cumhuriyet


    (Sınıf İçi Piyes)

    (Sahne: Bir salon... İki çocuk (Aydın, Behiç) Masa başında ellerindeki kâğıtlara bakarak bir şeyler ezberlemekle meşguller. Küçük bir kız (Güler) bir sandalye veya koltukta bebeği ile oynamaktadır. Perihan Abla (Hepsinden büyük) sonradan girer. Masanın üzerinde bir sürahi veya bardak vardır. Elbiseler, hareket ve konuşmalar piyesi oynatanlar tarafından düzenlenecektir. Aydın yerinden kalkar pencereden bakar, üzüntülüdür.)
    AYDIN:
    Saat üç oldu tamam,
    Hala Perihan Ablam,
    Bir türlü gelemedi.
    BEHİÇ:
    O, üç buçuk da dedi,
    Gelir meraklanma hiç...
    AYDIN:
    Aman sen de hep Behiç
    Onu korursun hemen.
    BEHİÇ:
    Biliyorum çünkü
    O söz verince tutar,
    Daha yarım saat var. (O sırada kapı çalınır. Yerinden fırlar.)
    Muhakkak gelen odur. (Aydın eliyle Behiç´e işaret ederek)
    AYDIN:
    Ben açayım dur.
    (Perihan Abla gülerek girer. Çocuklar etrafını alırlar. Onları okşayarak hemen koltuğa oturur.)
    PERİHAN:
    Günaydın sevgililer, Aydıncığım bir su ver Ama hava çok sıcak Yolum da epey uzak
    (Aydın m verdiği suyu içer. Mendili ile kurulanır.) Annem, babam ve özden Hepsi gözlerinden Ayrı ayrı öptüler. (Bebeğinin yanına giden Güler´e dönerek.)
    Ne o dalgınsın Güler? (Güler bebeği ile meşgul olarak.)
    GÜLER:
    Hayır dalgın değilim, Hep böyle benim halim...
    PERİHAN:
    Ben oraya gelirken Sizin bayan öğretmen Okula gidiyordu Sizleri bana sordu: "Aman çok çalışsınlar, Rollere alışsmllar, Şaşırmasınlar" dedi.
    GÜLER:
    Hepsi de ezberledi.
    PERİHAN:
    öyleyse çocuklar,
    Zaten vaktimiz pek dar,
    Durmadan başlayalım,
    Behiç başla bakalım. (Behiç cebinden bir kâğıt çıkarır.)
    Kâğıtla rol ne demek,
    Ezbere söylenecek.
    BEHİÇ:
    Ezbere biliyorum.
    PERİHAN:
    Ezbere oku yavrum.
    BEHİÇ:
    A canım prova bu. (Perihan Abla omuz silkerek)
    PERİHAN:
    Nasıl istersen oku...
    (Behiç kâğıdı elinde tutar, ezbere başlar, sonunu getiremezse kâğıda bakar ve sahnenin önüne yaklaşarak gür sesle okur.)
    BEHİÇ:
    Cumhuriyetten önce
    Saltanat devri vardı.
    Başta olan padişah, .
    Ne isterse yapardı.
    O sarayda yaşardı,
    Her şeyin sahibiydi.
    Yurt ve ulus hep onun
    Malı, kulu gibiydi.
    Sömürdü bütün yurdu
    Senelerce bu tek baş,
    Yurda kan ağlatmıştı.
    Birinci genel savaş,
    Bu savaşı bitirdik
    Yorulup yıpranarak, Yer yer vatanımıza Basmıştı düşman ayak. Geçti Anadolu´ya Tamam işte bu zaman "Mustafa Kemal" adlı Kahraman bir kumandan. Bu kahraman, inançla Ulusunu yoğurdu Büyük Millet Meclisi Hükümetini kurdu Sonra birden kükreyip "Bu ulus ölmez" dedi, Şanlı ordumuz yurdu Düşmandan temizledi. Yapılan büyük savaş İstiklal savaşıydı. Yurduna kurban olan Koç yiğitler başıydı. Bu zaferle Türklüğün Tekrar namı yüceldi, Ordumuzun önünde, Düşmanlar dize geldi.
    (Bitirince selâm verir. Dönerek Perihan Ablaya bakar.) (KÃğıdı ile kalkar, sahnenin önüne yaklaşarak ezbere)
    PERİHAN:
    Ah ne güzel okudun eridim heyecandan Kurban olsun kardeşi Sana Perihan Ablan. Aferin aldın yine, Şimdi Aydın´da sıra.
    AYDIN:
    (Yüksek sesle başlar, takılırsa bakar.)
    Peki Perihan Abla.
    Böylelikle bu yurda
    Yeniden temel attık.
    Kişisel egemenlik,
    Yıkıldı gitti artık.
    Ulusal egemenlik
    Yasamızda yer aldı.
    Ortada padişahın
    Sade bir adı kaldı. O da yıkıldı gitti Ulus buldu huzuru Parladı güneş gibi Cumhuriyetin nuru. Bin dokuz yüz yirmi üç Ve yirmi dokuz Ekim İşte bu günde doğdu Şanlı Cumhuriyetim. Yurdumuzda ulusal Bir bayramdır bu bayram. En büyük armağan bu Bize mutlu bu bayram. Cumhuriyet uğrunda Kanını Türktü döken Onu koruyacağım Bütün inancımla ben. (Behiç, Aydın Güler bir ağızdan) Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Cumhuriyet. (Perihan Abla neşeyle ayağa kalkarak.)
    PERİHAN:
    Yaşayacaktır elbet...
    Mükemmel olmuş Aydın
    Güzel okumasaydm
    Ne pasta vardı, ne çay,
    GÜLER:
    Vay Perihan Abla vay.
    öğle yağma yok hemen
    Fazla dayanamam ben
    Artık gidelim yeter. (Perihan Abla Güler´ i kucaklayarak)
    PERİHAN:
    Pek şekersin sen Güler.
    Haydi gidelim artık
    Epeyce geçti vakit.
    (Hep birden kapıya yürürler. Güler geriye dönerek bebeğine seslenir.)
    Benim güzel bebeğim,
    Çok çabuk geleceğim,
    Sakın ağlama, sana
    Lokum getireceğim.
    (Eliyle bebeğine bir öpücük gönderir ve çıkar.) (Perde iner.)
     

  2. YAREN Üye

    Cevap: cumhuriyet bayramı ile ilgili piyesler

    Cumhuriyet Bayramı

    ŞAHISLAR

    FİLİZ (Kız çocuk) — FİDAN (Kız çocuk) — MERAL (Kız çocuk) — CEYLÂr (Kız çocuk) — NAR (Erkek çocuk) BULUT (Erkek çocuk) — COŞAN (Erkek çocuk) — YILDIZ (Erkek çocuk) GÜNDÜZ (Erkek çocuk) — AYHj (öğretmen)
    1. SAHNE
    (Sabah, ders saatinden evvel. Hazırlanmış bir sınıf. Filiz sırasında meşgulken Fidan girer.)
    FİDAN — A... Filiz, ne kadar erken gelmişsin. Artık bu derecesi de olur mu? Bari bundan sonra güneş doğmadan gel...
    FİLİZ — Ya sen? Sen pek mi geç kalmışsın. Baksana ortalıkta senden başka kimse var mı?
    FİDAN — Sen bana bakma. Ben annemden dayak yedim de onun için böyle sabah sabah dışarıya uğradım.
    FİLİZ — Sen de bana bakma... Ben de dün akşam öğretmenden ceza aldım da bu gece burada yattım.
    FİDAN (Pencereden bakarak) — A... A... Karşıdan Meral´le Çınar da geliyor. İşte Ceylân da arkalarında. Bulut, Coşan, Yıldız hepsi geliyorlar.
    FİLİZ — Elbet gelecekler. Yalnız sen mi annenden dayak yedin? Onlar da yemişlerdir. FİDAN — Peki. Sen orada ne yapıyorsun?
    FİLİZ — Karınca çocuk hikâyesini okuyorum.
    FİDAN — Bugünkü ödevini yaptın mı?
    FİLİZ — Ne ödevi?
    FİDAN — Bugün ne ödevi olduğunu bilmiyor musun?
    FİLİZ— Yo...
    FİDAN — A... Ayol, geçen hafta öğretmen ödev vermişti ya... Türk devriminde hangi yeniliğin en büyük olduğunu hazırlayacak değil miydik?
    FİLİZ — Benim haberim yok.
    FİDAN — Sahi mi? Demek şimdi sen hiç bir şey hazırlamadın?
    FİLİZ— Yoo...
    (Meral, Çınar, Ceylân, Bulut, Coşan, Yıldız, Pınar, Gündüz; hepsi birden girerler.)

    2. SAHNE

    FİDAN — Çocuklar, Filiz hiç bir şey hazırlamamış. Bugünkü ödevden haberi bile yokmuş. HEPSİ BİRDEN — Eyvah, eyvah...
    FİDAN (Filiz´e) — Peki, sen şimdi öğretmene ne cevap vereceksin.
    FİLİZ — Ne sorarsa onun cevabını vereceğim.
    FİDAN — İyi amma bir şey hazırlamamışsın ki...
    FİLİZ — Hazırlamağa ne lüzum var, söylerim.
    HEPSİ BİRDEN — Haydi, söyle bakalım, söyle bakalım.
    FİLİZ — Peki, söyleyeyim. Bence Türk devriminin en büyük tarafı kadınlığı yükseltmesidir. Bunu hemen anlayıver-mek için bir kere kendi kendimize bakmak yeter. örnek olarak ben bir günlük hayatımı size anlatayım. Bu sabah güneşle beraber kalktım. Yıkanıp tarandıktan ve kahvaltı ettikten sonra siyah göğüslüğümü giydim. Derslerimi bir kere gözden geçirdim. Çantamı ve yemeğimi alarak sokağa çıktım. Geze geze okula geldim. Bugün burada beş ders okuyup birçok şeyler öğrendikten sonra eve döneceğim. Çantamı bırakıp gezmeğe çıkacağım. Biraz kırları, biraz babamın dairesini, biraz da kütüphaneyi dolaşacağım. Akşam üstü koltuğumda bir sürü mecmua ve kitapla odama gireceğim. Artık bütün dünya benimdir. Böylece günler, aylar, yıllar geçecek. Ben ilkokulu, ortaokulu ve yüksek tahsili bitirerek iyi bir kafa sahibi olacağım. O zaman yıllardan beri düşündüğüm ülküme artık yaklaşacağım: Bir idarehane açacak, bir kadınlık gazetesi çıkaracağım. Milletimizi daha fazla yükseltmek için, kadınlarımızın daha çok yükselmesine çalışacağım ve Türk kadınının bütün dünya kadınlarından daha üstün olduğunu cihana tanıtacağım. Şimdi düşünün. Türk devrimi bana bütün bu fırsatları hazırlamamış, önüme bu yolları açmamış olsaydı bunu yapabilir miydim? Türk devrimi olmasaydı belki ben de haminnem gibi yedi yaşında çarşaf giyecek, dokuzunda hafız olacak, fakat iki kelimeyi bir araya getirip söyleyemeyecek ve yazamayacaktım. Üstümüzdeki yıldızlara baktıkça onları göklerin duvarlarına çakılmış altın çiviler zannedecek, dünya ve hayat hakkında en küçük bir meseleyi halledemeyecek tim. Yani yaşayış itibariyle, benim meşe ağacından yahut araba atlarından farkım olmayacaktı. Hattâ onlardan daha bedbaht olacaktım. Çünkü onlar hiç olmazsa, tabiatın en küçük hayvancıklara bile esirgemeden verdiği havadan ve güneşten istedikleri kadar istifade ederler. Ben kalın perdeler arkasında, bu en basit ve en tabiî haklardan bile mahrum yasayacak, en acısı, bilgisizliğim yüzünden bu felâketin farkında olmayacaktım. Bunları düşündükçe haminnemin, hattâ annemin yaşayışı hayret ve sevinçten çıldıracağım geliyor ve diyorum ki, Türk devriminin en büyük eseri kadınlığı yükseltmesidir.
    HEP BİRDEN (Gülerek) — Oh... Oh... Filiz hiç hazırlanmamış.
    FİLİZ (Fidan´a) — Haydi sen söyle bakalım, sen ne hazırladın?
    FİDAN — Ben şapka devrimini hazırladım. Babama sordum. Birçok kitaplar okudum. öğrendim ki; biz eskiden şapka değil, fes, sarık, külah, kavuk ve daha bilmem neler giyermişiz. Bütün bunlar çok eski ve ilkel şeylermiş. İnsanlar arasında kıyafetin elbette bir tesiri var. Kafamızın içini ne kadar işlersek işleyelim, ona medenî bir kıyafet vermeden kendimizi tanıtamaz ve sözümüzü dinletemeyiz. Avrupalılar bizi öyle mısır koçanı gibi uzun püsküllü kıpkırmızı bir fesle, üç etek cübbelerle, yedi arşın mermer sahi sarıkla görünce pek haklı olarak önem vermez ve bundan yüz, üç yüz sene evvelki adamlar zannederlermiş. Ben bile bugün o eski kavuklu şalvarlı resimleri görünce ne kadar gülüyorum. Geçen gün bizim eski kıyafetimizde gezen iki doğulu seyyah gördüm de Karagöz´le Hacivat sokağa çıkmış sandım. Asıl mesele: Cahil ve dindar halk bu kıyafetin değişmesini eskiden beri istemezmiş. Bilhassa başına şapka geçirenler gâvur sayılır ve öldürülürmüş. Bugün memleketimize gelen bazı yabancılar, karşılarında aynen, Berlin, Paris sokaklarındaki adamları görünce kendilerini henüz bir Avrupa şehrinde zannederek Türkiye´ye ne zaman çıkacaklarını soruyorlar.
    MERAL (Fidan a) — Sen bunun sırrını şapka devriminde mi buluyorsun? Şüphesiz şapka devrimi çok büyük. Fakat onu da hazırlayan başka bir devrim var. Sen kafanın içini değiştirmeden dışım zor değiştirirsin. Bence Türk devriminin bundan daha büyük tarafı halka dini öğretmesidir. Halk dinin ne demek olduğunu öğrenince şapka giyene artık gâvur demez. Eski devirde padişahlar halkı daha kolay soyabilmek için, onlara din namına birçok korkunç öğütler verir ve onları miskinleştirirlermiş. Bilgiden, teşebbüsten, insanlık gururundan mahrum kalan halk padişahı Allah´ın vekili sanır ve onun dediğine körü körüne kanaldı. Türk devrimi, bu yüzlerce yıldan beri kökleşmiş olan inanışları bir hamlede söküp attı. Millete dinin ve dünyanın ne demek olduğunu açıkça gösterdi.
    ÇINAR (Meral´e) — İyi amma, tarih devrimi yapılmasaydı senin din devrimini de yarım kalırdı. Türk tarihinin tetkiki halka gösterdi ki hakiki din yüzyıllardan beri birçok masallarla karıştırılan din değildir. Ve gene Türk tarihinin tetkiki gösterdi ki Türk Milleti küçük bir sülâlenin esiri değil, öyle yüzlerce sülâle yetiştirmiş ve bütün dünyaya medeniyet tohumu atmış eski bir varlıktır. Bu büyük hakikati Türk devrimine kadar ne Türkler, ne de Avrupa biliyordu. Yeni Türk çocuklarına milletlerinin bu asil gururunu ve şuurunu veren Türk devrimi burada en büyük eserini göstermiştir. Çünkü yükselmek isteyen bir millete her şeyden evvel Millî gurur lâzımdır.
    CEYLÂN (Çınar´a) — Çok güzel söyledin, Çınar... Fakat bu tarihi halka okutmak ve bu millî gururu duyurmak için ne ister biliyor musun? Maarif... Bu memleketin asırlardan beri en büyük derdi bilgisizliktir ... Milyonlarca halk en basit okuyup yazmayı bile bilmiyordu. Bugün okulsuz Türk köyü, öğretmensiz Türk çocuğu yoktur. İşte devrimin en şanlı tarafı. BULUT (Ceylân´a) — Ceylân, ya dil? Maarif ne ile olur? Eski idare halk okuyup öğrenerek hakkını aramasın diye bilgi dilini, ancak kırk senede öğrenilebilen, acayip ve bize tamamıyla yabancı bir hale getirmişti. O dille halk bir şey öğrenebilir miydi? Türk devrimi, Türk milletine Türk dilini getirdi. İşte devrimin en sevimli tarafı...
    COŞAN — Sorarım sana, Bulut, Arap harfleri varken Türk dili var mıydı? Bu devrimin en büyük tarafı harf devrimidir. Dilimiz zenginliğini ve güzelliğini yeni Türk harfleriyle göstermiştir.
    YILDIZ (Hepsine birden) — Ben size bütün bunlardan daha büyük bir devrim göstereceğim: Ekonomi devrimi. Padişahlar zamanında Türk unsuru, asırlarca yabancı cephelerde ve şahsî menfaatler için süründürülmüş, ekonomide üstünlük, iş ve sanat yerli yabancıların elinde kalmıştı. Türk devrimi, medenî hayatın ekonomi mücadelesiyle kabil olduğunu bütün millete öğretti ve halka sanat, ticaret yollarını, istihsal kapılarını açtı. Bugün Türk askerliğinin Türk kahramanlığının yanında bir de Türk işçiliği vardır. Şu giydiğin şapka Türk malıdır. Bu elbisenin kumaşı Türk tezgâhında dokunmuştur. Şu ayakkabı, iğneden ipliğine varıncaya kadar Türk fabrikasında yapılmıştır. İşte devrimimizin en canlı tarafı.
    PINAR — Ben bütün bu eserlere bir ana buldum. Eğer Cumhuriyet olmasaydı bu saydıklarınızın hiçbiri meydana gelmezdi. Türk devriminin en ölmez temeli eski idareyi yıkarak Cumhuriyeti kurmasıdır. Saydığımız devrimlerin hepsi Cumhuriyetin eseridir.
    GÜNDÜZ — Ben bundan daha büyük bir temel biliyorum ki, Türk devriminin en inanılmaz tarafı odur. O olmasaydı saydıklarınızın hiçbiri olmazdı. Hattâ Cumhuriyet bile. Hattâ siz ve ben bile... Bunu ihtiyar tarih de biliyor, bütün dünya da tanıyor. Fakat siz unuttunuz. HEP BİRDEN — Söyle, sen söyle, söyle, söyle...
    GÜNDÜZ — Kurtuluş Savaşı...
    HEP BİRDEN — Yaşa, yaşa, doğru, doğru... (Gürültü inerine öğretmen içeri girer.)

    3. SAHNE

    öĞRETMEN -— Çocuklar, ne var, ne oluyorsunuz?
    GÜNDÜZ — Efendim, Türk devriminin en büyük tarafı nedir diye münakaşa ediyoruz.
    öĞRETMEN — Çok güzel. Ne diyorsunuz bakayım?
    GÜNDÜZ — Efendim, ben diyorum ki Kurtuluş Savaşıdır.
    öĞRETMEN — Siz, ötekiler?
    PINAR — Efendim, ben Cumhuriyet dedim.
    öĞRETMEN — Sen, Coşan?
    COŞAN — Harf devrimi, efendim.
    öĞRETMEN — Yıldız sen?
    YILDIZ — Ekonomi devrimi.
    öĞRETMEN — Ceylân, sen ne dedin?
    CEYLÂN — Efendim, maarif devrimi.
    öĞRETMEN (Meral´e) — Sen?
    MERAL — Din devrimi, efendim.
    öĞRETMEN (Fidana) — Sen?
    FİDAN — Şapka devrimi, efendim.
    öĞRETMEN — Sen Filiz?
    FİLİZ — Kadınların yükselmesi, efendim.
    öĞRETMEN —- Bulut sen?
    BULUT — Dil devrimi efendim.
    öĞRETMEN — Hepiniz güzel bulmuşsunuz, çocuklar.
    GÜNDÜZ — Efendim, hangimizinki en doğru?
    FİDAN — Hangisi en büyük, efendim, siz söyleyin.
    PINAR — Efendim, hangimizin bulduğu en kıymetli?
    öĞRETMEN — Hepinizin bulduğu da büyük, hepsi bir.
    FİDAN — Hiç öyle olur mu, efendim, elbette birisi en kıymetli?
    öĞRETMEN — Senin başka kardeşlerin var mı, Fidan?
    FİDAN — Üç kardeşim daha var efendim.
    öĞRETMEN — Babanıza hiç sordunuz mu, ona göre hanginiz en kıymetlisiniz?
    FİDAN — Sorduk, efendim, hepiniz bence birdir diyor.
    öĞRETMEN — Gördün mü? İşte Türk devriminin bütün bu kollarının da hepsi bir babanın çocuklarıdır. Hepsi aynı derecede büyük, aynı derecede kıymetlidir. Türk devriminin en büyük ve en kıymetli tarafı bütün bunları meydana getiren devrim babasıdır. Onu bulun bakayım. HEPSİ BİRDEN (Sevinçten haykırarak) — Atatürk, efendim. Atatürk, Atatürk... (Perde kapanır.)
    Vasfi Mahir KOCATÜRK​