çanakkale savaşı ile ilgili ilginç olaylar

Konusu 'Genel Türk Tarihi' forumundadır ve YAREN tarafından 10 Mart 2011 başlatılmıştır.

  1. YAREN

    YAREN Üye



    çanakkale savaşı ilginç olaylar,çanakkale savaşı ile ilgili ilginç hikayeler,çanakkale savaşında yaşanmış ilginç olaylar


    Çanakkale'de Askerleri örten bulutlar


    Çanakkale savaşının en çok konuşulan ve Allah'ın (cc) bizlere yardımını açıkça ortaya koyan önemli bir olay bulutların namaz kılan askerlerimizi örtmesidir.

    Savaşın başlamasından bitimine kadar meydana gelen birçok olay nedeniyle yabancılar dahi bunu tasdik etmiştir. 1915 yılının Temmuz ayı ile Ağustos ayları arası Ramazan?dır ve Mehmetçik oruçlarını aksatmadan tutmuş, mücadelesine devam etmiştir. Bayram yaklaşırken akıllara şu soru gelir ? Acaba bayram namazı nasıl kılınacak? Toplu halde kılınan bir namaz savaş durumunda uygun olacak mı? Acaba kılamayacak mıyız?

    Bütün bu endişeleri yaşayan bir gazimiz neticeyi şöyle anlatıyor:

    “Gelibolu’da oturmakta idim. Çanakkale’de 9. Tümen teşekkül edince gönüllü olarak kıtaya kaydoldum. Savaş ilerledikçe din görevlilerinin yerleri de belirsiz olmuştu. Bizim gibi gençler -o zaman 28 yaşındaydım- savaşın içinde görev yaparken yaşlılar Sargıyeri ve hastanelerde görev ifa ediyorlardı. Ben Seddülbahir Cephesi’nden savaş bitinceye kadar hiç ayrılmadım. Miladî 1915 yılında Ramazan 13 Temmuz Salı günü başlamış. 11 Ağustos Çarşamba günü bitiyordu. Arife günü idi cephe kumandanı

    Vehip Paşa beni çağırdı.

    “Hafız askerin bir talebi var. Yarın Ramazan Bayramı sabahleyin hep beraber bayram namazı kılmak istiyorlar. Eratın toplu bir halde bulunmaları tehlikeli ve düşman için bulunmaz bir fırsattır. Tekliflerini kabul etmedim. Sen de münasip

    bir lisan ile anlatırsın!” dedi.

    Paşanın yanından ayrılmıştım ki zamanın ulularından gözü gönlü Hak adına bağlanmış arif zarif bir zat çıktı karşıma. Bilgide kimse onunla yarışamazdı. Develer yükü okumuştu. Sohbette onu dinleyenler yangın içinde olsalar sohbetini bırakıp ateşten kaçamazlardı. Bu zat o gün orada idi.

    Bana dedi ki: “Sakın ola ki erata bir şey söyleme gün ola hayır ola! Allah ne derse o olur!”

    12 Ağustos 1915 Perşembe günü Ramazan Bayramı’nın sabahı erken kalktım. Müslüman Türk askerleri bayram namazını mutlaka eda edeceklerdi... Aynı göle dökülen sular gibi; Allah sevgisinde birleşen yüzlerce asker de ayakta idi. Hak katında birlikte secdeye varacaklardı. Hep beraber başımızı göğe kaldırdık; hevenk hevenk beyaz bulutlar göründü. Biraz sonra da bu bulutlar yere çöktü. Herkes “Allahü Ekber!” deyip yüzlerini toprağa sürdü. Hepimizin içinde ince bir huzur çiçeklenmiş ve Yüce Allah bizi bulutlar arasında görünmez hale getirmişti. Bu ulu kişi askerin karşısında baş kesti; sonra o derin o tatlı ve yanık sesiyle Hazreti Kur’ân’dan “Fetih Sûresi’nin 1’den 9. ayetine kadar okudu. Sonra iki rekat bayram namazı eda edildi. Namaz bitiminde yüzlerce asker hep birden “La ilahe İllallah Muhammedün Resûlullah” sözlerini devamlı tekrarlıyorlardı. Askerin betleri benizleri kül gibi olmuş kimsenin yüreğinde dur durak kalmamıştı. Bu duruma taş olsa dayanamazdı. Görenler mi söyleyenler mi dayanacak? “Allah! Allah!” diyen kendinden geçiyor sanki birlikte göklerde uçmak istiyorlardı. Allah ile bir bütün olmanın ilahi ahengi içinde varlıklarından benliklerinden soyunmuşlar kendilerinden geçmişlerdi.

    Zığındere’nin susuz yatağında bir alçalıp bir yükselen ‘’La ilahe İllallah” sesleri insanın kalbini kah varlığın sonsuz ufuklarında koşturuyor kah yokluğun takat getirilmez güzelliğinde dinlendiriyordu. Hak’tan başka Hak yoktu. Tekrarlanan hep buydu... Sonra kısa bir sessizlik oldu ve arkasından düşman siperlerinden yükselen “Allahü Ekber Allahü Ekber!” sesleri bir uğultu şeklinde bize kadar perde perde geldi..

    Daha sonraki günlerde öğrendik ki İngiliz sömürgesinin Müslüman askerleri; Müslüman Türk askeri karşısında savaştıklarını duyunca isyan etmişler ve derhal geriye alınıp cepheden uzaklaştırılmışlardı.

    12 Ağustos 1915 tarihinden sonra Seddülbahir cephesinde durum oldukça sakinleşirken Anafartalar cephesinde ise; kan gövdeyi götürmekteydi. Evladım bu bulutları yere indirip sis halinde bize gösterilmesi ancak Hazreti Allah’ın emriyle dört büyük melekten biri olan Mikail Aleyhisselâm tarafından yerine getirilmiştir. Bu olay Ulu Allah’ın (cc) büyük bir mucizesidir.” (M.İhsan Gençcan Ç. S. ve Menkıbeler İst.1998 s. 75)

    Kore’de de bulutlar askerlerimizi örtmüştü

    Kore Savaşı’nın efsane isimlerinden Albay Celal Dora 1951’de yaşanan bayram namazı hadisesini şöyle anlatıyor:

    “6 Temmuz 1951 günü. Ramazan Bayramı’nın birinci günü idi. Bayram namazını ihtiyat bölgesinin ortasında ve etrafı yüksek kavak ağaçları ile çevrili zümrüt gibi yemyeşil büyük çayırlıkta bütün tugayca toplu olarak kılmamızı kararlaştırdıktan sonra içimde bir ürperti hissetmiştim.

    Beş bin kişi namazda iken maazallah düşmanın bir uçak filosunun taarruzuna uğradığımız takdirde ne büyük bir felâkete uğrayacağımızı gözümün önüne getiriyor ve bir türlü gönlüm razı olmuyordu. General Tahsin Yazıcı’ya taburların kendi bölgelerinde ve ayrı ayrı namazlarını kılmalarını teklif ettimse de imam adedinin azlığı yüzünden imkân görülmemişti.

    O sabah hava çok açık ve berraktı. En küçük bir parça bulut dahi yoktu. Birlikler çayırlık bölgeye gelirken onlarla birlikte bir sis tabakası da çayırlık üzerine çökmeye başlamıştı. Cemaat çoğaldıkça bu sis tabakası da kesafet peyda etmiş ve 10 metre ilerisi görünmez bir hâl almıştı.

    Bir hikmeti ilâhi bu sis tabakası yalnız kavaklık bölgenin dışında inhisar etmiş ve bu bölgenin dışında kalan sahada sisten hiçbir emâre görülmemişti. Cenâbı Hakk’ın Türk birliğini koruduğunun en büyük nişanesi olan bu sis tabakası içinde namazımızı kıldıktan duâsını yaptıktan ve bunu müteakip birbirimizle sarmaş dolaş bayramlaştıktan sonra birlikler kendi bölgelerine giderlerken sis de birdenbire ortadan kaybolmuştu.(Bkz: Celal Dora Kore Savaşı’nda Türkler 1950-1951 İstanbul 1963)

    Düşmanın meşhur Golyat adlı zırhlısının batırılması olayında da ortalığı bir anda kaplayan sis Osmanlı askerlerinin çok işine yaramıştı. Haince saldırılar planlayan Golyat bu şekilde teslim alınabilmişti. Golyat’in batırılması karşısında da General Hamilton hüsranla şu satırları yazmıştı: “Dün geceki kesif sis sırasında bir Türk torpidobotu Çanakkale Boğaz’ından sızıp Golyat zırhlısını torpidoladı. Düşman madalyayı hak etti. Kahrolsunlar!”

    Sadece bulut olayları değildi meydana gelenler. İngilizler yön bulmak için kullandıkları pusulalarında bile zaman zaman akıl almaz oynamalar görüyor ve ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Örneğin John Hargrave adlı İngiliz subayının verdiği raporda elindeki pusulanın sık sık yön değiştirdiği ve aynı anda birçok yeri kuzey olarak gösterdiği yazılıdır. Üç Anzak istihkam askerinin yemin ederek ve Anzak Sahra Birliği’ndeki diğer 19 arkadaşlarını da şahit göstererek anlattıkları “Düşman yutan bulut” hadisesi şu şekildedir: 267 kişilik Norfolk Kraliyet Taburu Alçıtepe’den bir önceki tepe olan 60. tepeye doğru rahat bir şekilde ilerler. Havada soluk renkli bulutlar vardır. Bu bulutlar saatte 6 veya 8 km. hızla esen rüzgâra rağmen sabit bir şekilde durmaktadırlar. Bunlardan yaklaşık 250 m uzunluğunda 60’ar metre eninde ve 60 m yüksekliğinde olan bir bulut tepeyi kaplamıştır. Norfork Kraliyet alayının subayları ve askerleri bulutun içine girmeye başlarlar. Son asker de girince bulut yükünü almış bir uçak gibi havalanmaya başlar. Havadaki diğer soluk renkli bulutlarla birleşerek kuzeye yani Trakya tarafıa doğru gider. Savaş sonrasında bu 267 kişilik alayın bir tek ferdine bile -ne ölüler arasında ne de esirler arasında- rastlanamamıştır.
     
  2. YAREN

    YAREN Üye


    Cevap: çanakkale savaşı ile ilgili ilginç olaylar

    Çanakkale Destanı / Kınalı Ali



    Çanakkale Destanı [Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla Sohbet ediyor, ' Nerelisin? ' gibi sorular soruyordu.
    Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı Yanına
    çağırdı ve merakla sordu:
    ' Adın ne senin evladım? ' dedi.
    ' Ali, komutanım' dedi.
    ' Nerelisin? '
    ' Tokatlıyım, komutanım, Tokat'ın Zile kazasındanım...'
    ' Peki evladım,bu kafanın hali ne?
    Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle? '
    ' Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden
    yaktığını da bilmiyorum.'
    ' Peki dedi üsteğmen. 'Gidebilirisin Kınalı Ali.'
    O günden sonra Ali'nin adı Kınalı Ali oldu.
    Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı
    da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve
    dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.
    Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım
    istedi.
    ' Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum.
    Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz? '
    Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi.
    ' Sen söyle biz yazalım' dediler.
    Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de Söylenenlerin
    doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu.
    ' Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada
    çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin.'
    Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını
    sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin
    kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, Biz burada var oldukça bilesiniz
    ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir tümcesi ile bitiriyordu.
    Tam zarf kapatılırken Ali ' iki üç satır daha ekleteceğini' söyleyerek
    Mektubun sonuna şunları yazdırdı.
    ' Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, Burada
    komutanlarım da, arkadaşlarımda benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek
    sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet'e gelecek, Onu gönderirken sakın
    kına yakma saçına. Burda onunla da dalga geçmesinler. Tekrar
    ellerinden öperim anacığım.'
    Gelibolu'da savaş giderek şiddetleniyordu. ingilizler kesin sonuç
    almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz
    önceleri birer, birer, sonraları beşer,beşer,
    Onar, onar şehit oluyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor,
    onlarında sayıları giderek azalıyordu.
    Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali'nin komutanı bu durum karşısında
    çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine
    insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye
    göndermek zorunda kalmaması için Allah'a dua ediyordu.
    Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları,
    komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini
    istediler.Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme
    gönderdiğini bile, bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
    Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye hayır,
    bile,bile ölüme gidiyorlardı.
    O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan
    Kınalı Ali'nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit
    olmuştu. Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali'ye anne, babasından
    mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile
    okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı
    mektubuna aile adına babası yanıt veriyordu.
    ' Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim.
    Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında
    cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. şimdi öküzün yerine tarlayı
    ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme.'
    Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten
    sonra 'şimdi ananın sana diyeceği var' diyerek sözü ona bırakıyordu.
    Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali'nin anasının ağzından
    yazılmıştı şöyle diyordu anası:
    ' Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime
    de yakma demişsin.
    Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga
    geçmesinler.


    Bizde üç işe kına yakarlar;


    1 - GELİNLİK KIZA, GİTSİN AİLESİNE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DİYE
    2 - KURBANLIK KOÇA, ALLAH'A KURBAN OLSUN DİYE
    3 - ASKERE GİDEN YİĞİTLERİMİZE, VATANA KURBAN OLSUN DİYE...


    Gözlerinden öper, selam ederim. Allah'a emanet olun

    ' Ali'nin mektubu okunurken ve çevresindeki herkes onu dinlerken,
    hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu... '

    (Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesindedir.)