Bilişsel Gelişim

'Sınavlar' forumunda HazaN tarafından 12 Kasım 2009 tarihinde açılan konu

  1. HazaN Admin Site Yetkilisi Admin


    BİLİŞSEL GELİŞİM Nedir?
    Jean Piaget'e göre bilişsel gelişim



    Bu konu, “Psikoloji Bilimi”nde en önemli kuramlardan birisini ifade etmektedir.
    Jean Piaget’in “Zihin Gelişimi Kuramı” son derece önemli ve bence her eğitimli ve sorumluluk sahibi kimsenin bilmesi ve özümsemesi gereken kuramlardan birisidir. O yüzden bu yazımı biraz ayrıntılı ve uzun yazacağım. Yararlı olmasını umuyorum… Ve umarım ki sonuna kadar okumaya özen gösterirsiniz. Ek bilgi açısından Örütbağ/İnternette arama yapmanızı ve anlaşılmayan noktaları sormanızı tavsiye ederim.
    KAVRAMLARI

    ZEKA: Zeka’nın tanımı kesin olmamakla birlikte J. Piaget’e göre: Çevreye Uyum Yapabilme Yeteneğidir. Piaget’in bu tanımı yapması, Zeka kuramlarının gelişimi açısında bir milat olmuş gibidir. Çünkü bu tanım ile Zeka’nın ne olduğu ile ilgili ortak ve üzerinden gidilebilir bir tanım yapılmış oluyordu. Temel olarak bir kimse, içinde bulunduğu ortama ne kadar kısa sürede uyum yapabiliyorsa, o kadar zekidir. Ancak bu “Sosyal Ortam” olarak algılanmamalıdır sadece.

    ÖRGÜTLEME: İnsan doğuştan iki temel eğilim getirmektedir: Örgütleme ve Uyum Sağlama. Örgütleme; süreçleri, dizgeli/sistematik ve tutarlı hale getirme, bu amaçla birleştirme ve eş işlev/koordinasyon sağlama, fikir ve eylemleri birleştirme eğilimidir. Edindiğimiz bilgileri birbirleriyle tutarlı bütünler haline getirmektir. En önemli özelliği: Mevcut Bilgilerimizle Örgütlenmeyen Bilgilerin Unutmaya Maruz Kaldığıdır.

    UYUM SAĞLAMA:
    İki alt işlevi vardır;
    A- Şema,
    B- Özümseme.

    Şema: Örgütlenmiş davranış veya düşünce örüntüsüdür. Yeni gelen bilginin yerleştirileceği bir çerçevedir. Bir insanın doğumunda sahip olduğu ilk şemalar refleksif nitelikli şemalardır: emme vs… Mesela bebeğin dudağına dokunduğunuzda, emme refleksi verecektir. Bebeklerin buldukları nesneleri ağızlarına götürmeleri bu yüzdendir. Bu şemaların yerini zamanla “Öğrenilen Şema”lar alır. Mesela bebek önceleri çıngırağı ağzına götürürken, sonraları kulağının işittiği sesler daha ilgi çekici gelecektir ve duyma duyusu ile çıngırağı ağzına götürmek yerine sallayacaktır. Böylelikle “salllamak” şeması edinmiş olacaktır. Bu şekildeki gelişimler sonucunda şöyle bir örnek vermek yerindedir: Bir çocuk, ilk defa bir inek gördüğünde “Aa köpek” diyecektir. Çünkü inek dört ayaklı ve ıslak burunludur ve çocuğun kafasındaki “Köpek Şeması”na uymaktadır. Daha sonra yaşantılarla Köpek ile İnek’i ayırt edebilir, “İnek Şeması”nı edinebilir.

    Özümleme (Asimilasyon): Bireyin kendisinde var olan Bilişsel Şemalarda çevresine uyumunu sağlayan bilişsel süreçtir. Çocuğun karşılaştığı yeni bir olayı ya da nesneyi, kendisinde bulunan şemalara uydurmasıdır. Yukarıdaki örnekte; çocuğun İnek’i “Köpek” olarak adlandırması yani İnek’i “Köpek” şemasına yerleştirmesi “Özümleme”dir.

    Uyumsama, Uyum (Akamodasyon-Düzenleme/Yerleştirme): Önceki şemalar, yeni karşılaşılan nesneyi yada olayı açıklamakta yetersiz kalırsa, var olan şema değiştirilecek ve yenisi edinilecektir. İnek’i “Köpek” olarak adlandıran çocuk, bir süre sonra onun havlamayıp “Möö” sesi çıkardığını, daha büyük olduğunu ve köpeklerden farklı olarak “Süt Verdiğini” fark edecek ve “İnek” şeması edinecektir. Yani var olan bir nesneye uyum sağlamış olacaktır.

    DENGELENME: Piaget’in bence en önemli tanımı budur. Ve öncelikle üzerinde durmak gerekir. Bireyin zihnindeki “Şemalar” ve “Bilgiler” bir “Dengelenme” süreci içersindedir. Dengelenme “Örgütleme” işlevinin bir uzantısıdır. Bütünlüğün tutarlı olmasını ifade eder. Birey yeni karşılaştığı durum ile eski yaşantıları arasında bir denge arayışı içersindedir. Şu şekilde bir formül sunulursa daha faydalı olur:

    Denge => Yeni Nesne-Durum/Dengesizlik => Örgütleme/Yeniden Denge = Öğrenme

    Buna göre, bir öğrenmenin gerçekleşebilmesi için, “Dengesizlik” şarttır.
    “Dengesizlik”in tanımı şu şekilde verilebilir: “Kafam karıştı”, “Biraz düşüneyim”.

    Eğer birey yeni karşılaştığı durumlarda bu tepkiyi vermiyorsa, bir dengesizlik durumu söz konusu değildir.

    Diğer bir ifade de şöyle olabilir: “Çok okuduğu için dengesini kaybetti/kafayı sıyırdı”

    Böyle bir tanımla karşılaşan bireyler, kendilerinden şüpheye düşmemelidirler. Çünkü “Kafası Karışmak” ya da “Dengeyi Kaybetmek” öğrenme sürecinin temelini oluşturur. Eğer birey, kendisine verilen ya da edindiği bilgilerden dolayı bir “Dengesizlik” veya “Karmaşa” yaşamıyorsa, tam anlamıyla “Öğrenme” gerçekleşmiyor demektir. Bilinç bir “Dengelenme” sürecinde olduğu zaman yeni “Şemalar” ve “Yeni Anlamlandırmalar” yapmaya öykünecektir. Yeteri seviyedeki “Uyarıcılar” sayesinde de “Yeni Öğrenmeleri” tam olarak kavrayabilecektir. Kısaca “Kafası Karışmayan” bir kimse yeni öğrenmeler elde edemez. Ancak şu vardır ki “Uyarıcı Çokluğu” kafa karışıklığına ve “Dengesizliğin” uzun sürmesine neden olmaktadır. Bundan kastımız; bir bilgi ya da nesne örgütlenmeden yani kişi kendisi yeni karşılaştığı durumu, nesneyi, bilgiyi örgütlemeden ve anlamlandırmadan yani kendi şema üretmeden diğer bilgilere (uyarıcılara) yönelirse, yeni edinilen bilgileri de örgütleyemeyecek ve yanlış öğrenecektir ya da kendisine sunulan şemaları yapay olarak kabullenme yoluna gidecektir. Kısaca bireyler yeni edindikleri bilgileri, kendi yaşantıları ile anlamlandırmalı ve:
    Denge => Dengesizlik => Yeniden Denge (Öğrenme) sürecini kendi örgütlemeleri ile sağlamalıdır.