atatürkün siyasi alanda yaptığı inkılaplar nelerdir?

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve Misafir tarafından 29 Kasım 2010 başlatılmıştır.

  1. Misafir

    Misafir Ziyaretçi



    Saltanatın Kaldırılışı

    Milli kurtuluş hareketinin bütün cephelerde başarıya ulaşması
    sonrasında, düşman ülkeler barış görüşmeleri için teklifte
    bulunmuşlardır. Barış görüşmelerine Ankara Hükümeti'nin yanı sıra
    İstanbul Hükümeti de davet edilmiş, böylece Milli Meclis'e bir tezgah
    kurulmaya, tuzak hazırlanmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda, İstanbul
    Hükümeti'nin sadrazamı Tevfik Paşa, Ankara'ya, Türkiye Büyük Millet
    Meclisi Başkanı Mustafa Kemal'e bir telgraf çekerek ortak hareket
    etmeyi teklif etmiştir.
    Neticede TBMM, İstanbul'daki işgal kuvvetlerine bir yazı göndermiş,
    barış konferansına katılabileceklerini, fakat İstanbul Hükümeti'yle
    ortak hareket etmelerinin mümkün olmadığını bildirmiştir. Çünkü, Tevfik
    Paşa'nın teklifini kabul etmek, Anadolu'da gerçekleştirilen Kuva-yi
    Milliye hareketine, İstanbul Hükümetini de ortak etmek olacaktı.
    Konunun hemen akabinde Mustafa Kemal, 30 Ekim 1922'de TBMM'yi
    toplayarak saltanatın kaldırılması yönünde çalışmaları başlatmıştır.
    Fakat meclis içindeki bazı üyeler "saltanatsız iktidar ve hilafet
    olamayacağı" görüşünü savunarak bu girişimi engellemeye
    kalkışmışlardır. Bu engellemelere karşın, Mustafa Kemal'in konunun
    önemini ve hassasiyetini bildiren konuşmasından sonra "hakimiyetin
    kayıtsız ve şartsız millete" ait olduğu kabul edilmiş, 3 Kasım 1922
    günü, saltanat kaldırılmıştır.

    Cumhuriyet'in Kuruluşu

    İstanbul Hükümeti'nin, işgal kuvvetlerinin 'kukla yönetimi' durumunda
    olması ve bu hükümet tarafından Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından
    Anadolu'da kurulan milli hükümete karşı alınan cephe, bir süre sonra,
    kimin yönetimde olacağı sorusunu gündeme getirmiştir. Aynı problem TBMM
    içinde de kendini göstermiş, bazı üyelerin saltanat ve hilafeti yaşatma
    düşüncesinde oldukları görülmüştür. Yeniden saltanat ve hilafete
    dönülürse, verilen mücadele boşa gitmiş, milletin hakimiyeti tekrar
    sorumsuz yönetime geçmiş ve geriye dönülmüş olacaktı. Oysa yenilikçi ve
    inkılapçı düşünceyi kendine şiar edinen Mustafa Kemal'in bu
    fikirlerinden taviz vermesi beklenemezdi:
    "... 25 Nisan 1920 tarihinde TBMM, Mustafa Kemal, Celaleddin Arif, Cami
    Bey, Fevzi Paşa, İsmet Buey, Hamdullah Suphi ve Hakkı Behiç tarafından
    oluşan bir yürütme komitesi seçerek 1 Mayıs 1920'de kabul edilen 5
    maddelik bir kanunla seçilecek olan hükümetin seçiliş ilkeleri
    belirlenir. Kısa bir süre sonra da yapılan bir değişiklikle bakanların
    Millet Meclisi Başkanı tarafından gösterilecek adaylar arasından seçimi
    kabul edilir. Bu uygulama ile artık 'milletin hakimiyetine' dayanan bir
    hükümet yapısı kabul edilmiş olacaktır."
    Meclis'in yenilenmesi için yapılan seçimler sonucu I. dönem
    milletvekillerinin çoğu değişmiş, hakimiyetin millette olduğuna inanan
    milletvekilleri, II. dönem çoğunluk olmuşlardı. Dolayısıyla artık
    Cumhuriyet'in kurulmasına müsait bir zemin vardı. Hem Meclis'teki
    durum, ve hem de Fethi Bey kabinesinin 27 Ekim 1923'te istifa etmesi
    sonucu ortaya çıkan hükümet boşluğu, Mustafa Kemal'i harekete geçirmiş
    ve Türk Milletinin karakterine uygun olan Cumhuriyet, 29 Ekim 1923 günü
    ilan edilmiştir.
    Mustafa Kemal, bu gelişmenin ardından Türkiye Cumhuriyeti'nin
    başkanlığına getirilmiş, İsmet (İnönü) Bey'i de başbakanlığa atayarak
    kabineyi kurdurmuştur. Atatürk aşağıdaki sözleriyle de yönetim şeklini
    açıklamıştır:

    "...Bugünkü hükümetimiz doğrudan doğruya milletin kendi kendine,
    kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilatı ve hükümetidir ki, onun adı
    Cumhuriyet'tir. Artık hükümetle millet arasında geçmişteki ayrılık
    kalmamıştır. Hükümet millet, millet hükümettir."
    "...Türk Milletinin yaratılış ve şiarına en uygun olan idare Cumhuriyet
    idaresidir. Türk Milleti hakimiyetini şümullü bir surette gösteren yeni
    idareye kavuşuncaya kadar daima mevcut kurumların siyasetlerine yabancı
    kalmıştır."

    Hilafetin Kaldırılışı

    Halifelik makamı, Mısır hükümdarı Kansu Gavri'de, işlerliğini kaybetmiş
    bir şekilde, göstermelik olarak duruyordu. Yavuz Sultan Selim'in 1517
    tarihindeki Ridaniye Seferinden sonra Türkler'e geçen halifelik bu
    tarihten sonra yeniden güç kazanmıştır. Hilafet makamı, Osmanlı
    İmparatorluğu'nun güçlü olduğu dönemlerde dünya Müslümanları üzerinde
    etkili olmuştur. Fakat, zayıflama döneminde, devlet bu gücü kullanamaz
    hale gelmiştir.
    Milli Meclis tarafından saltanatın kaldırılmasıyla hilafet makamına
    getirilen Abdülmecit Efendi'nin, kendine kanunla verilmiş olan
    sıfatlarının dışında "han", "peygamber halifesi" gibi sıfatları da
    kullanması, padişah gibi davranması ve cuma selamlıklarında gövde
    gösterisi yapması, yurtdışından kışkırtıldığı açıkça belli olan bu
    tartışmalara Mustafa Kemal'in yakın arkadaşlarının da katılması,
    ortalığı karıştırmaya başlamıştı. Bu durum genç Cumhuriyet'i tehlikeye
    sokmaya başladığından, 3 Mart 1924 tarihinde, TBMM'de verilen bir kanun
    teklifi ile hilafet makamı ortadan kaldırılmış, Osmanoğulları soyu yurt
    dışına gönderilmiştir. Bu ciddi durumu Atatürk şu sözleriyle açıklar:

    "Efendiler; açık ve kesin söylemeliyim ki, İslamları, bir halife
    heyulasıyla işgal ve iğfal gayretinde bulunanlar, yalnız ve ancak
    İslamların ve özellikle de Türkiye'nin düşmanlarıdır. Böyle bir oyuna
    hayal bağlamak yalnız ve ancak cehalet ve gaflet eseri olabilir."