Atatürk'ün Kardeşleri

'Mustafa Kemal Atatürk' forumunda Wish tarafından 2 Aralık 2008 tarihinde açılan konu

  1. Wish Üye


    Tarihte bilinmeyen bir şey yoktur aslında... Bizim bilmediklerimiz vardır yalnızca... Bize anlatılmayan, bizden saklanan... Ya da farkında olunmayan...
    Cemal Kutay, yıllar önce Siyaset Meydanı'nda gençlere sorduğunda kimse bilememişti o sorunun cevabını: Atatürk kaç kardeşti?
    "Altı" cevabı herkesi şaşırtmıştı. Oysa bilinmeyen bir şey değildi, pek çok kitapta yazılmıştı... Ama resmi ve yaygın tarih pek söz etmiyordu bundan... Zübeyde Hanım'ın Mustafa'dan önce dünyaya getirdiği üç çocuğu; Ahmet, Fatma ve Ömer hastalık sonucu arka arkaya ölmüştü... Selanik'e göç ettiklerinde Mustafa, ardından Makbule ve Naciye dünyaya geldi... Naciye de genç kızken öldü... Okul kitapları, hep hayatta kalan tek kardeşi Makbule'den söz edince Atatürk'ün gerçekte beş kardeşi olduğundan çoğu kimsenin hiç haberi olmadı... Ne var ki, Cemal Kutay'ın ilk kez açıkladığı "tarihi" veriler, yalnızca "biyografik" bilgilerden ibaret değildi...



    Doksan yaşını aşmış olmasına rağmen, bellek ve düşünce sistematiğindeki işleyiş hayranlıktan öte şaşkınlık uyandıracak kertedeydi.
    Kendi inandığı değerler açısından "ihanet" olarak gördüğü sapmalara karşı sesini öfkeyle yükseltebiliyor; ancak hemen ardından karşısındaki "muhatab" ına ölçüsüz bir tevazu ve nesli tükenmiş bir "çelebi" edası ve "kibarlığı" yla sesleniyordu.
    Şu anda masamın üzerinde duran sarı zarfın üzerindeki hitap da onun "soylu kibarlığı" nın insanı her zaman mahcup eden örneklerinden biridir:
    "Saygıdeğer Ali Kırca Beyefendiye..."
    Büyük sarı zarfın içinde ekleriyle birlikte 80 sayfalık bir rapor duruyor. (Cemal Kutay kamuoyuyla ilk kez canlı yayında paylaştığı raporun bir suretini, isteğimiz üzerine bize ertesi gün bu sarı zarf içinde göndermişti.) Raporun başında şu ifade var:
    "Gayet mahrem ve zate mahsustur."
    Bugünkü dille; "Çok gizli ve kişiye özel!" Raporun başlığı da şöyle: İktisat Vekili Celal Bayar'ın Şark Raporu Tarih: Birincikanun 1936. Yani Aralık 1936.
    Cumhurbaşkanı G.M.K. Atatürk, Şeyh Sait ve Ağrı isyanlarının etkileri yatıştıktan sonra Doğu illeri için bir "durum tespiti" yapılmasını istemiş. Celal Bayar da uzun inceleme ve gözlemlerden sonra Cumhuriyet döneminin ilk ve en kapsamlı "Doğu Raporu" nu hazırlayarak "Çok gizli ve kişiye özel" kaydıyla Atatürk'e sunmuş.
    Raporun "Mukaddeme-Giriş" bölümünde "Doğu ve Kürt sorunu" üzerine çok çarpıcı tespitler var: "Doğu illeri bizim rejimimize gelinceye kadar kat'i tarzda hâkimiyetimiz altına girmemiştir. Şarkta bugün için dahi tamamen yerleştiğimiz iddia olunamaz.
    Doğu illerinde hâkimiyet ve idare bakımından göze çarpan bariz bir hakikat vardır: Şeyh Sait ve Ağrı isyanlarından sonra Türklük ve Kürtlük ihtirası karşılıklı şahlanmıştır. İsyandan sonra, fark gözetmeksizin idare etmek de, bundan ayrı ve mutedil bir sistemdir.
    Müşahedelerime (gözlemlerime) göre Kürtçe konuşan vatandaşlarımızın hayatında dahi zindeği (canlanma) vardır. Faaliyet vardır. Bu husus kendilerinde ve çocuklarında nazarı dikkati celp etmektedir (dikkati çekmektedir).
    Hariçten sokulmağa çalışılan politikanın muzır cereyanlarını (zararlı akımlarını) kırmak ve bu yurttaşları ana vatana bağlamak için devamlı çalışmak ister. Kendilerine, yabancı bir unsur oldukları resmi ağızlardan ifade edildiği takdirde, bizim için elde edilecek netice bir aksülamelden (karşı tepkiden) ibarettir.
    Bugün Kürt diye bir kısım vatandaşlar okutturulmamak ve devlet işlerine karıştırılmamak isteniyor.
    Geçen defaki Şark seyyahatimde (Doğu gezimde) Dersim meselesi had safhalarından birini yaşıyordu. Bu defaki seyahatimizde, kan dökülmeden bu meselenin halli ve Dersim halkının diğer vatandaşlardan farklı olmayarak birer vatandaş haline gelebilecekleri hakkındaki ümid başlı başına bir hadisedir."



    Rapordan Cemal Kutay'ın bizzat altını çizdiği ve yanına Osmanlıca notlar aldığı birkaç cümleyi alıntıladık yalnızca...
    Söylemek istediğimiz şudur aslında: Kutay'ın özel arşivinde buna benzer pek çok önemli belgenin bulunduğunu biliyoruz.
    Bugüne kadar "akademik tarih çevreleri" nin biraz mesafeli baktığı Kutay'ın tam bir asra varan çalışma ve birikimlerinin, üniversiteler ve Türk Tarih Kurumu aracılığıyla ülkeye ve yeni kuşaklara açılması ve kazandırılması gerekiyor. Koca çınara karşı yapabileceğimiz başka ne var ki bundan sonra!​